Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

4.1.1. AZOT

Azotun doğadaki kaynağı atmosferdir. Toprakta bulunan azot çeşitli yollarla atmosferden toprağa geçmiştir. Toprağı oluşturan materyalde azot bulunmadığı için, ayrıca atmosferden toprağa geçmiş olan azot da toprakta iyi bir şekilde depolanma kabiliyetinde olmadığı için, toprakların azot içerikleri genellikle düşüktür. Toprakta bulunan azotun ana deposu organik maddedir. Organik maddeye bağlı bulunan azot ise bitkilerin hemen alabileceği durumda değildir. Bununla beraber organik maddenin zamanla parçalanması neticesinde içinde bulunan azottan bitkiler faydalanabilir. Dünya topraklarının büyük bölümünde azot noksandır. Özellikle organik madde miktarı çok düşük olan ülkemiz toprakları azot bakımından oldukça fakirdir. Bu nedenle azotlu gübrelemeye sürekli olarak ihtiyaç duyulmaktadır.

Azot bitkide birçok önemli organik bileşiğin yapısında yer alır. Proteinler, amino asitleri, nükleik asitler, enzimler, klorofil, ATP, ADP azot içeren önemli organik bileşiklerdir. Bitkide yeni hücrelerin oluşumu için azot gereklidir.

Azot noksanlığında bitkilerde büyüme oranı düşer. Yani bitkinin büyümesi yavaşlar. Bitki küçük kalır. Sürgün sayısı azdır ve sürgün boyu normalden kısa olur. Yapraklar küçülür ve yaşlı yapraklarda vaktinden önce dökülme görülür. Kök gelişmesi ve özellikle köklerde dallanma zayıflar.

Azotun yetersizliğinde bitkilerin genel görünümleri koyu ve canlı yeşil yerine, açık yeşil bir haldedir. Noksanlığın daha ciddi boyutlarda olması halinde, yapraklarda kloroz görülür. Azot noksanlığında yapraklarda görülen kloroz, bütün yaprağın homojen olarak sararması şeklinde ortaya çıkar. Sararma ilk önce yaşlı yapraklarda görülür. Bu nedenle yukarıdan aşağı doğru renk açılır ve sararır. Noksanlığın ileri devresinde ve çok şiddetli olması durumunda yapraklarda nekrozlar da görülebilir.

Azot noksanlığı bitkinin özellikle vegetatif gelişmesini olumsuz etkiler. Yaprak ve gövde sistemi oldukça zayıf olur. Vegetatif gelişme peryodu kısalır, bitkiler erken olgunlaşır. Erken çiçek açar. Erken yaşlanma, azotun sitokinin sentezi ve taşınması üzerine olan etkisinden kaynaklanmaktadır. Sitokinin bitkinin kuvvetli büyümesini ve genç dönemde daha uzun süre kalmasını sağlayan bir hormondur. Azot noksanlığında bu hormonun azalması bitkinin erken yaşlanmasına, diğer bir deyişle vegetatif gelişme peryodunun kısa olmasına neden olur.

Tahıllarda azot noksanlığında bitkiler ince, zayıf ve kısa boylu olurlar. Tarlanın genel görünümü açık yeşil veya sarımsı yeşil renklidir. Yaşlı yapraklar uçlardan başlayarak sarıya döner, bazen kahverengileşir, sonunda solarak erken ölürler. Gövdenin alt kısmı genellikle kırmızımsı renk değişimi gösterir. Kardeşlenme zayıftır, hatta noksanlık çok şiddetli ise kardeşlenme hiç olmaz. Başaklar küçük kalırlar.

Mısır bitkisi azot noksanlığını çok belirgin bir şekilde gösteren bir bitkidir. Bitkiler sarımsı yeşil renkli olurlar. Yaşlı yapraklar sarıya döner, uçlardan başlayarak ana damar boyunca ilerleyen bir solgunluk görülür. Gövde kısa ve ince kalır.

Baklagil bitkileri, Rhizobium bakterileri aracılığı ile, havadan azot fikse etme kabiliyetinde olduklarından ötürü, azot noksanlığından fazla etkilenmezler. Bununla birlikte, eğer bir baklagil bitkisi açık yeşil görünümlü ve yaşlı yapraklar erken sararıyor ise, ya nodül oluşmadığı veya nodüllerin effektif olmadığı düşünülmelidir.

Domateste azot noksanlığı yaprakların küçük kalmasına, açık yeşil ve sarımsı renk almalarına, ileri aşamada kahve rengine dönerek solmasına sebep olur. Bitki sert ve dik bir görünümdedir. Gövde ince, sert ve lifsi bir yapıdadır. Çiçekler ekseriya olgunlaşmadan dökülürler. Meyveler normalden küçük olurlar ve kızarmadan önce uzun bir süre açık yeşil renkli kalırlar.

Salatalık bitkisinde gövde ince, sert ve lifsi yapılı olur. Yapraklar genelde açık ye§il renkli, özellikle yaşlı yapraklar sarımsı olurlar. Meyveler kısa, açık yeşil renkli ve çiçek burnu büzülmüş vaziyette olur.

Marul büyüme gerilemesinden cüce bir görünümdedir. Ekseriya göbek doldurmaz. Yapraklar açık yeşil, yaşlı yapraklar ise önce sarıya sonra kahverengine döner ve solarak erken ölürler. Bazı marul çeşitlerinde morumsu veya kahvemsi lekeler görülebilir.

Soğan kısa kalır fakat dik bir görünümdedirler. Yapraklar açık yeşil renklidir, uçlardan başlayarak yayılan sararma görülür ve erken ölürler.

Narenciyede sürekli azot noksanlığı ağaçların büyüyememesine neden olur. Her dönemdeki azot noksanlığı yaprakların açık yeşil renkli ve sarı olması ile kendini gösterir. Sürgünler kısa, zayıf, ince olur ve ağacın değişik yerlerinde düzensiz bir şekilde sürgünlerde ölme görülür. Meyveler küçük, açık renkli, kalın kabuklu olur ve erken olgunlaşır.

Elma ağaçlarında yapraklar küçük, dar, açık yeşil renkli olur. Yaşlı yapraklar sarımsı portakal renkli veya kırmızımsı mor renkli olabilir ve erken dökülürler. Yaprak sapları dal ile dar açı oluşturacak şekilde bir görünümdedir, ince ve kısadır ve eğer noksanlık çok şiddetli ise sapların öldüğü görülür. Sürgün gelişimi zayıftır. Tomurcuk ve çiçek sayısı az, çiçeklerin döllenme süresi kısadır. Meyveler olgunlaşmadan renklenirler.

Armut, kiraz ve erikte azot noksanlığının simptomları elmadakine benzemektedir. Kirazda meyveler koyu renkli olurlar.

Kayısıda yapraklar kısa ve sarımsı yeşil renkli olurlar. Dallar ince gelişirler. Genellikle çiçek bol olmakla birlikte, meyve sayısı az ve meyveler küçük olur.

Şeftalide dal ve sürgünler kısa ve zayıf, kabukları kahvemsi ve morumsu renkli olur. Yapraklar sarımsı yeşil renkli, yaşlı yapraklar kırmızımsı sarı ve bazen nekrozludurlar. Erken yaprak dökümü olur. Meyveler küçük ve ekseri bozuk şekillidirler.

Asma yaprakları yeşil renklerini kaybederek açık yeşil ve sarıya döner. Yaprak kenarları nekrozlu ve aşağı doğru kıvrık olur. Yaprak sapları pembemsi bir renktedir. Sürgünler zayıf, uçlar ölgün vaziyettedir.

Çilekde azot noksanlığı gelişmeyi çok zayıflatır. Yapraklar sarımsı yeşil renkli ve küçük olurlar. Yaprak sapları sert ve yukarı doğru dik vaziyettedir. Stolon sayısı az olur. Yaşlı yapraklar kırmızı tonu renklere döner. Yaprak kenar dişleri en önce renk değiştirir ve ölürler. îz element noksanlıklarına benzer şekilde, yaprak damarları yeşil renklerini bir süre korurlar. Çiçeklenme ve meyve tutumu azalır ve meyveler küçük kalırlar.

Azot Fazlalığı

Aşırı azotlu gübreleme ile bitkide azot fazlalığı yaratılırsa bunun da çeşitli zararları vardır. Aşırı azotlu gübreleme bitkinin vegetatif gelişme peryodunu uzatır, çiçeklenmeyi geciktirir. Vegetatif aksam yani yaprak, dal, sürgün miktarı fazla ve iri, geniş, uzun olurlar. Buna karşılık bitkinin generatif gelişmesi zayıf kalır. Dolayısıyla azot fazlalığında başlangıçta bitkilerin genel durumu göze iyi görünse bile, ürün miktarı az olacaktır. Ancak ot için yetiştirilen bitkiler bundan istisnadır.

Azot fazlalığı şeker sentezini azaltır, bu nedenle pancarda aşırı azotlu gübrelemeden özellikle kaçınılmalıdır. Ayrıca amino azotunun birikmesi nedeniyle şekerin ekstraksiyonu da güçleşir.

Aşırı fazla azot, bitkilerde çeşitli simptomların da ortaya çıkmasına neden olur. Örneğin örtü altında yetiştirilen hıyar bitkisi yapraklarında fazla azotun simptomlarına sık rastlanmaktadır. Simptomların özelliği azotun formuna göre de değişmektedir. Amonyum fazlalığı hıyar yapraklarında beyazımsı kahve nekrozlar oluştururken, nitrat fazlalığında nekrozlar daha koyu kahvedirler. Nekrozlu bölgeler arasında renk koyu yeşildir. îleri durumlarda yaprak kenarları aşağı doğru kıvrılır ve sonunda ölürler.

Domateste azot fazlalığında yapraklar fazla geniş ve uçları aşağı doğru kıvrık olur. Meyveler güç olgunlaşır, renkleri açık olur. Amonyum azotu fazlalığı gövdede yanmalara ve çökmelere neden olur.

Marulda nitrat fazlalığı uç yanıklığı yapar. Bu görüntü klor toksisitesinin yarattığı görüntüye benzer. Özellikle molibden noksanlığı durumunda nitratın uç yanıklığı etkisi daha belirgin olur.

Azot fazlalığı meyvelerde geç olgunlaşmaya neden olur. Bazen erken meyve dökümü görülür. Meyvelerin depolanma kabiliyeti oldukça zayıftır. Depo hastalıklarından fazla zarar görürler.

4.1.2.FOSFOR

Toprakta bulunan fosforun başta gelen kaynağı kaya ve minerallerdir. Kaya ve minerallerin parçalanması ile serbest hale gelen fosfor bitkiler tarafından kullanılabilir. Ayrıca organik maddenin yapısında da fosfor bulunduğu için toprakta organik fosfor bileşikleri de bulunmaktadır.

Toprakta fosforun çok büyük bir kısmı bitkilerin yararlanamayacağı formda bulunur. Gerek inorganik gerekse organik fosfor bileşiklerinde bulunan fosfordan bitkilerin faydalanabilmesi için bunların parçalanarak fosforun, fosfat anyonları haline dönüşmesi gerekmektedir. Serbest halde bulunan fosfat anyonlarından bitkiler kolay yararlanmakla beraber, birçok toprakta fosfat anyonlarının serbest halde kalabilmesi güçtür. Gübrelerle verilen fosforun dahi büyük bölümü hızla bitkilerin faydalanamayacağı formlara dönüşebilmektedir. Özellikle kireçli ve pH'ı yüksek topraklarla. fazla derecede asit topraklarda bitkilerin fosfordan faydalanması zordur.

Fosfor bitkide çok önemli bir takım organik bileşiklerin yapısında bulunur. Bitkide enerji transferi yapan ATP bu bileşiklerin en önemlilerindendir. Fosfor, bitkide genetik özellikleri belirleyen DNA’nın oluşumu için de gereklidir. Kısaca açıklanan bu nedenlerden ötürü fosfor, bitki besinleri arasında önemli bir yere sahiptir.

Fosfor, bitkinin generatif organlarında diğer organlara göre daha çok bulunur. Ayrıca fosfor bitkinin daha çok generatif gelişmesi üzerine etkili olan bir element olarak bilinir. Fosfor noksanlığından en çok çiçek, meyve, tohum gibi generatif organlar zarar görür. Bununla birlikte fosfor noksanlığı bitkinin vegetatif gelişmesini de olumsuz etkiler. Fosfor noksanlığı olan bitkilerde büyüme geriler. Tahıllarda başaklanma olumsuz etkilenir. Meyve ağaçlarında sürgün ve tomurcuk oluşumu azalır. Tohum ve meyvenin kalitesi bozulur, olgunlaşma gecikir. Narenciyc ve diğer meyve ağaçlarında olgunlaşmadan meyve dökümü görülür. Sebzelerde çiçeklenme azalır. Meyveler küçük kalır, kalitesiz olur.

Fosfor noksanlığında yapraklar genellikle normalden daha koyu yeşil renkli olur. Birçok tek yıllık bitkilerin yaprak ve gövdesinde fosfor noksanlığında kırmızı, kırmızımsı mor renk meydana gelir. Kırmızı renk, fosfor noksanlığında antosiyanin oluşumunun artmasından kaynaklanmaktadır. Yapraklarda ve bazı bitkilerde örneğin mısır bitkisinin gövdesinde görülen kırmızı ve kırmızımsı mor renk,. fosfor noksanlığının tipik belirtisi olup tanınması kolaydır. Meyve ağaçlarında fosfor noksanlığı yaşlı yaprakların kahve ve kırmızımsı kahve rengine dönüşmesine ve erken döküme sebep olur.

Fosfor noksanlığı belirtileri önce yaşlı yapraklarda görülür. Genç yapraklar sağlıklı gibi görünmekte iseler de normalden daha küçük olurlar. Noksanlığın uzun sürmesi halinde yaşlı yapraklarda kahve renkli nekrozlar oluşur. Fasulye, patates ve pancar gibi bazı bitkilerde nekrotik lekeler siyah ve siyaha yakın renkte olmaktadır. Nekrotik oluşumlar daha çok yaprak kenarlarına doğru gelişir. Noksanlığın sürekli olması halinde yaşlı yapraklar ölür ve dökülür.

Domates bitkisi fosfor noksanlığına şiddetli reaksiyon verir. Yapraklar sert ve dik bir yapıda ve koyu yeşil veya mavimsi yeşil görünümdedirler. Yaprakların altında, damarlar boyunca kırmızımsı menekşe renk oluşumları görülür. Yapraklar geriye doğru kıvrılır. Yaşlı yapraklar sarıya döner, kahvemsi siyah lekeler oluşur ve erken ölürler. Gövde ince ve lifsi bir hal alır ve gövdede koyu menekşe lekeler oluşur. Çiçeklenme ve meyve oluşumu zayıftır. Meyveler küçük ve sert bir yapıda olup olgunlaşmadan, vakitsiz sararırlar.

Hıyar bitkisinde yapraklar donuk koyu yeşil renkli ve küçük olurlar. Yapraklarda kimi zaman bronz renkli lekeler görülür. Solgun ve sarkık bir şekilde dururlar veya erken dökülürler. Gövde kısa ve incedir. Meyveler donuk yeşil renkli ve bronz lekelidir. Yaşlı yaprakların ayasında, şeffaf görünümlü, kahverengi nekrozlar görülür, ve yaprak sapları kurur

Marulda büyüme çok geriler. Bitki rozet şeklinde bir görünüşe sahip olup, göbek doldurma geç olur veya hiç olmaz. Yapraklar koyu fakat cansız bir yeşil renkte ve bazen kırmızımsı menekşe renkli lekelidir. Yaşlı yapraklar sarımsı kahve renk alır ve erken ölürler.

Havuç yapraklan donuk yeşil renkli ve hafif menekşemsi lekeli olur. Gövde incelir. Yaşlı yapraklar soluklaşır ve erken ölür.

Turp bitkisinde bodur bir görüntü oluşur. Yapraklar donuk ve koyu yeşil olup yaprakların özellikle alt kenarlarında kırmızımsı menekşe renkli lekeler görülür. Yaşlı yaprak kenarlarında yanmalar ve erken ölüm görülür. Kök gelişimi zayıftır.

Soğan yapraklan da fosfor noksanlığında donuk ve koyu yeşil renkli ve mavimsi kırmızı, menekşe rengi lekeli olur. Yaprakların ucundan alta doğru yeşil, sarı ve kahve renkli nekrotik lezyonlar dağılmış vaziyettedir. Yaşlı yapraklar siyahımsı kahve renk alır, solar ve ölürler.

Fasulye ve bezelye gibi baklagillerde yapraklar koyu yeşil ve mavimsi yeşil veya zeytuni yeşil renkli olurlar. Sert ve dik fakat zayıf bir yaprak sistemi vardır. gövde ince ve kısadır. Büyüme geriler. Çiçeklenme zayıftır, bakla ve tohum oluşumu azdır. Bezelyede yaşlı yapraklar kenarlarından sarararak ölürler. Fasulyede yaşlı yapraklarda kahvemsi siyah veya siyah lekeler oluşur ve erken ölürler.

Pamukta büyüme yavaşlar ve yapraklar koyu yeşil renk alırlar. Olgunlaşma gecikir. Dallanma az ve kısa olur. Çiçek ve koza sayısı azalır.

Patateste yaprak sistemi sert ve dik bir görünümdedir. Bitkide büyüme geriler ve ince bir gövde oluşur. Özellikle yaşlı yapraklar yukarı doğru kıvrılır ve daha sonra yaprak kenarlarında nekrotik lezyonlar oluşur. Yapraklar normalden küçük olur. Yaşlı yapraklar kahverengine döner ve erken döküm olur. Bazen yumrularda kahve rengi lekeler olur.

Mısırda yaşlı yapraklarda ve gövdede kırmızı menekşe rengi değişimler görülür buna karşılık genç yapraklar koyu yeşil renkli olurlar. Yaşlı yapraklarda daha sonra kıvrılma görülür ve erken ölürler. Gövde ince olur, olgunlaşma gecikir. Düzensiz taneli koçanlar oluşur.

Şeker pancarı ve yemlik pancarda fosfor noksanlığı etkisini çimlenme aşamasından itibaren gösterir, düzensiz bir çimlenme görülür. Gelişme geriler ve bitkiler normale göre kısa kalırlar. Buna karşılık yapraklar sert ve dik haldedirler. Bazı durumlarda yaprak sapları yatık, yere paralel dururlar. Yapraklar normalden küçük olurlar ve mor veya siyahımsı kahve lekelerle kaplıdır. Yaprak kenarlarında nekrozlar oluşur. Yaşlı yapraklar sarımsı yeşile döner ve erken ölürler.

Tahıllarda kardeşlenme azalır. Gelişme zayıf olur, gövde kısa ve ince kalır. Yapraklar koyu yeşil ve mavimsi yeşil renktedirler. Yaprakların rengi azot fazlalığı varmış gibi bir izlenim verir. Yaşlı yapraklar, uçlardan başlayarak sararır, solar, kurur ve erken ölürler. Yapraklar sert fakat uçları aşağı sarkıktır. Başaklar küçük, bazen morumsu kırmızı renkte olurlar.

Narenciye ağaçları canlı durmayan donuk yeşil bir yaprak sistemi oluştururlar. Yaşlı yapraklarda nekrozlar görülür ve erken dökülür. Çiçeklenme çok zayıftır. Meyve sayısı çok az, meyveler iri fakat ekşi, kaba lifsi dokulu ve kalın süngerimsi kabukludur.

Elma ağaçlarında yapraklar küçük, koyu yeşil renkli, bronz veya mor lekeli olurlar. Yaprak sapları kırmızımsı renkli olup dal ile bağlantıları dar açı yapacak şekilde dik dururlar. Seyrek bir yaprak sistemi vardır. Yaşlı yaprakların kenarlarında koyu kahve nekrozlar oluşur. Erken yaprak dökümü görülür. Çiçek ve meyve sayısı azdır. Meyveler küçük kalır ve olgunlaşmadan dökülür. Meyveler cansız donuk renkli, sert ve sık bir dokuya sahip olup, tatsızdırlar. Fosfor miktarı azota oranla aşırı fazla olduğu taktirde de meyve eti yine kaba dokulu olur.

Şeftali yaprakları fosfor noksanlığında yine öncelikle koyu yeşil olur, daha sonra bronz veya kahverengi lekeler oluşur, bu lekeler özellikle soğuk havalarda kırmızı veya mor renge döner. Yapraklar dik, noksanlığın ileri aşamalarında oldukça dar, mızrak §eklindedirler. Yaşlı yapraklar erken dökülür. Ağacın büyümesi geriler.

Diğer taş çekirdekli meyve ağaçlarında da fosfor noksanlığı ağacın büyümesini yavaşlatır. Yaprak sistemi koyu yeşil görünümlü, yaprak sapları ve genç sürgünler mor renklidir. Yaşlı yapraklarda bronzlaşır ve erken dökülür.

Bağda fosfor noksanlığı koyu yeşil bir yaprak sistemi yaratır. Yapraklar sert, bozuk şekilli, siğil gibi kabarık benekli ve metalik bir parlaklığa sahiptirler. Yaşlı yapraklarda kenarlardan başlayan bronz veya mor nekrozlar görülür.

Çilek yapraklarında ince damarlardan başlayarak yayılan mavimsi yeşil ve koyu yeşil renk oluşur. Yapraklar aşağı kıvrık, kenarlarda kırmızı, ortalarda mor renkler vardır. Yaprak sapları koyu kırmızı renklidir. Yaprakların alt yüzeyinde orta ve yan damarlar mor görünümlüdür, Çiçeklenme zayıf, meyve az olur.

Tütün yapraklarında normalden koyu yeşil renk oluşurken yapraklar küçük ve dar olurlar. Alt yapraklarda hafif kırmızımsı ve siyahımsı kahve lekeler oluşur. Yaşlı yapraklarda solma görülür.

Fosfor Fazlalığı

Normal koşullarda fosfor fazlalığının bitkiler üzerindeki olumsuz etkileri daha çok dolaylı etkilerdir. Çünkü fosfat iyonlan toprakta sıkı bir şekilde tutulma özelliğine sahiptirler ve bu nedenle bitki bünyesine aşırı yüksek miktarlarda fosfat iyonu girişi kolay rastlanan bir durum değildir. Bununla birlikte aşırı miktarda verilen fosforlu gübreler, çinko ve demir gibi mikroelement noksanlıklarına neden olurlar. Fosfor fazlalığı kalsiyum, bor, bakır ve mangan noksanlıkları da yaratabilmektedir.

4.1.3.POTASYUM

Potasyum noksanlığı kumlu, hafif tekstürlü topraklar üzerinde yetiştirilen bitkilerde daha çok görülür. Potasyum noksanlığı bitkilerde hemen görülebilir simptomlar çıkarmaz Önce büyüme oranında bir gerileme olur, ancak daha sonra kloroz ve nekrozlar görülür. Potasyum noksanlığı simptomları genelde önce yaşlı yapraklarda görülür. Çünkü noksanlık durumunda yeni oluşan genç yapraklar yaşlı yapraklardan potasyum desteği yapılmaktadır. Noksanlık belirtileri birçok bitkide önce yaprak kenarlarında ve uçlarında görülmeye başlar. Yaprak kenarları önce sararır, daha sonra bu kısımlarda renk koyu kahverengine döner. Noksanlığın çok şiddetli olması halinde bu kısımlar siyaha döner, ölür ve kuruyarak dökülür. Özellikle meyve ağaçlarında çok tipik olarak görülen noksanlık belirtilerinde, yaprak kenarlarının anlatılan şekilde renk değişikliği gösterip ölmesine karşın, yaprağın geri kalan kısmı uzunca bir süre normal yeşil rengini ve görüntüsünü koruyabilmektedir. Bazı bitki türlerinde, örneğin üçgüllerde potasyum noksanlığı simptomları yaprak kenarlarında görülmeyip, yaprak üzerinde düzgün olmayan bir şekilde dağılmış nekrotik lekeler şeklinde görülür.

Bazı virütik hastalıklarla kuraklık gibi elverişsiz iklim koşullan da yukarıda anlatılan simptomlara benzer simptomlar yaratabilmektedir. Bu durumda simptomun potasyum noksanlığından ileri gelip gelmediğini anlamak için yaprak analizlerine başvurulabilir.

Potasyum noksanlığı çeken bitkilerde turgor basıncı düşer ve su stresi olunca bitkiler gevşek dokulu bir hal alırlar. Kuraklığa ve dona karşı dayanıklılık zayıflar. Aynı şekilde hastalık etmenlerine ve tuzlu toprak koşullarına karşı bitkiler çok daha duyarlı olurlar. Bitki dokularında ve hücre organellerinde anormal gelişmeler görülür. Bitkide ksilem ve floem dokularının oluşumu geriler. Dokularda ligninleşme azalır. Bunun sonucu olarak potasyum noksanlığında gövde zayıflar.

Potasyum bitkilerde bir çok kalite unsurunu etkileyen bir besin elementidir. Bu nedenle potasyum noksanlığı bitkinin özelliğine göre çeşitli kalite bozulmalarına yol açar. Özellikle sebze, meyve, tütün ve lif bitkilerinde potasyum noksanlığı kalite özelliklerini çok olumsuz etkiler.

Domatesde potasyum noksanlığında yapraklar genelde koyu yeşil renkli olup yaşlı yapraklar griye çalan yeşil renktedir. Yaşlı yapraklarda beyazımsı açık sarı noktalar halinde nekrozlar oluşur. Gövde ince, zayıf ve noksanlığın şiddetli olduğu durumlarda nekrozlu olur. Meyvelerde olgunlaşma düzensiz ve renk açık olur. Sera domateslerinde daha çok tarla domateslerinde ise daha az görülen lekeli olgunluk (blotchy ripening) potasyum noksanlığı ile ilgili bulunmakta ve potasyum uygulaması ile giderilmekte veya azaltılabilmektedir. Lekeli olgunluk (blotchy ripening) probleminin potasyum yetersizliği yanında, magnezyum yetersizliği ve kalsiyum fazlalığı ile ilgisi olduğu konusunda görüşler bulunmaktadır. Lune ve Goor (1977), yapraklarda ve meyvede (K+Mg) / Ca oranı büyüdükçe lekeli olgunluğun azaldığını tespit etmişlerdir. Lekeli olgunluk (blotchy ripening) probleminin görülme sıklığının domates çeşidi ile de yakından ilgisi bulunmaktadır.

Hıyar bitkisinde potasyum noksanlığında yapraklar damarlar civarında mavimsi yeşil renkte, yaprak kenarları ise bronza kaçan renk değişimleri vardır. Genç yapraklar dalgalı bir hal alırlar. Nekrozlu yapraklar sarımsı kahve ve kahve rengine döner ve kenarlardan başlayarak kuruma görülür. Meyve yumuşak ve gövde tarafı ince olur.

Marul bitkisinde yapraklar koyu yeşil ve bazen benekli olur. Yaşlı yaprakların uçlarından başlayarak yayılan lekeler şeklinde kloroz görülür. Antosiyan kapsamı yüksek olan çeşitlerin yaprak kenarları ve uçlarında renk morumsu kahveye döner. Bitki küçük ve gevşek olur, göbek doldurma zayıf olur.

Soğanda yaşlı yapraklar orta derecede klorozludur, solgunluk görülür ve erken ölürler. Baş oluşumu zayıf ve kalitesi düşük olur.

Pancar bitkisinde potasyum noksanlığında yapraklar mavimsi yeşil renkli ve aşağı doğru kıvrık olurlar. Damar aralarında sarıdan kırmızımsı kahveye kadar değişen tonlarda renk açılmaları olur. Renk değişiklikleri yaşlı yapraklardan ve yaprak kenarlarından başlayarak ilerler sonunda yapraklar solar ve ölürler.

Patatesde yapraklar koyu yeşil üzerinde metalik bronz renklidir. Bitki bodur ve çalımsı bir görüntü hal alır. Yaşlı yaprakların kenarlarında renk açılır. Yaprak ayasında başlangıçta toplu iğne başı büyüklüğünde, kahverenkli lekeler görülür, bu lekeler daha sonra büyüyerek yaprak yüzeyini kaplar. Yapraklarda kıvrılmalar görülür. Patates yumrularının üzerinde siyah noktalar oluşur. Potasyum noksanlığı yumrunun iç kısmında da kahverengileşmeye neden olabilmektedir, ancak bunu bor noksanlığından ileri gelen ve kahverengi öz denilen problemle karıştırmamaya dikkat edilmelidir. Potasyum eksikliği patates yumrusunda kuru madde ve nişasta miktarının azalmasına neden olduğu gibi, ayrıca potas eksikliği olan yumrularda kesildikten sonra, bir saat gibi kısa bir süre içinde kararma başlamasına karşılık, potasyum beslenmesi tam olan bitkilerin yumrularında iki gün sonra dahi böyle bir durum görülmez.

Mısır bitkisinde potasyum eksikliği boğum aralarının kısalarak bitkinin bodur kalmasına neden olur ve ince bir gövde oluşur. Yaşlı yaprakların uç ve kenarlarında kloroz ve kuruma görülür. Kloroz zamanla yaprak içlerine ilerler. Koçanların uç kısımlarında gelişmenin zayıf olduğu dikkati çeker.

Pamuk bitkisinde potasyum eksikliği yaprak kenarlarında ve damar aralarında sarımsı yeşil lekelerle kendini belli etmeğe başlar. Bu bölgelerdeki hücreler ölür ve yaprak sarımsı kahve, kırmızımsı kahve renkli bir görüntü alır. Yaprak kenarları ve uçları aşağı yukarı kıvrılır. Erken yaprak dökümü görülür. Kozalarda gayri muntazam bir oluşum görülür ve olgunlaşmadan dökülme olur. Lif kalitesi de olumsuz etkilenir. Normal olarak potasyum eksikliği yaşlı yapraklarda görülmesine karşılık, bazen genç yapraklarda da rastlanmaktadır.

Elma yapraklarının kenarlarında esmer ve kahve renkli kloroz oluşur ve bu bölgeler kurur. Buna karşılık yapraklar bu haliyle ağaç üzerinde çok uzun süre kalabilirler. Meyveler küçük ve soluk, kalın kabuklu olurlar. Şeker miktarı az ve tadı ekşi olur.

Armut yaprakları sarımsı yeşil renkli olur ve tipik bir şekilde kıvrılma gösterirler. Yaprak kenarlarında potas noksanlığının tipik belirtisi olan nekrozlar oluşur.

Kiraz, kaysı ve şeftali gibi taş çekirdekli meyve ağaçlarında potas noksanlığı yapraklarda kıvrılma ve kırmızımsı kahve lekelerle beliren simptomlara neden olur. Sürgün uçlarında ölme, zayıf çiçek oluşumu ve normalden küçük meyveler olur.

Narenciye çeşitlerinde yaprak kenarlarında sarımsı kahve renkli nekrozlar oluşur, geriye doğru kıvrılma ve olgunlaşmadan dökülme görülür. Meyveler normalden küçük, ince kabuklu ve asidik olurlar

Asma yapraklarında da yaprak kenarlarında sararma ve kahverengileşme görülür. Çiçeklenme zayıf meyve tutumu az ve meyveler ekşi olurlar.

Burada değinilmeyen diğer bitki türlerinde de potas noksanlığı genelde tarif edilene benzer simptomlarla kendini belli eder.

4.1.4. KALSİYUM

Toprakta genellikle bitki ihtiyacını karşılamaya yetecek düzeyde kalsiyum bulunur. Özellikle Türkiye gibi kurak ve yarı kurak bölge topraklarında yıkanma olmadığı için bazla doygunluk oranı yüksektir. Toprakta bulunan bazik elementler içinde kalsiyum başta gelmektedir. Kireçli ana materyal üzerinde oluşmuş kurak bölge topraklarında kalsiyum diğer bazı besin elementlerinin, özellikle mikro elementlerin alınmasında antagonistik etki yaratacak kadar fazla bulunabilmektedir. Türkiye toprakları da bu özellikler taşıdığından, topraktan kalsiyumlu gübreleme yapılmasına pek gerek duyulmamaktadır. Ancak asit karakter taşıyan yerlerde kireçleme amacıyla kalsiyumlu bileşiklerin kullanılması söz konusu olmaktadır.

Bununla birlikte bazı faktörlerin etkisiyle bitkilerde kalsiyum noksanlıkları görülmektedir. Bitkilerin meyve ve depo organlarına kalsiyum akışında ortaya çıkan azalmalar kalsiyum noksanlığına bağlı problemler yaratır. Örneğin elmalarda görülen acı benek; domates, biber, patlıcan gibi sebzelerde görülen çiçek burnu çürüklüğü; kerevizde meyve içinin kararması; brüksel lahanasında içten kahverengileşme kalsiyum noksanlığının meydana getirdiği zararlardır. Bütün bu bitki dokularına kalsiyum iyonları transpirasyona bağlı olarak ksilem borularda oluşan aşağıdan yukarı doğru su hareketi ile taşınır. Ksilem suyunda kalsiyum iyonlan konsantrasyonu düşük ise veya meyveden terleme (transpirasyon) düşük ise, meyvelere ulaşan kalsiyum iyonları miktarı yetersiz kalır ve simptomlar ortaya çıkar. Yüksek oranda amonyum azotu ile beslenme, toprakta su yetersizliği ve yüksek tuz konsantrasyonu ksilem suyundaki kalsiyum miktarını azaltır. Bu nedenle bu faktörler domatesde çürümelere yol açan faktörler olarak bilinir.

Toprak çözeltisinden kalsiyum iyonlannm alınıp yukarı taşınması kök uçları vasıtasıyla olmaktadır. Bu nedenle yeni köklerin oluşumunu engelleyen düşük sıcaklık, yetersiz havalanma gibi faktörler kalsiyum alımını engelleyerek noksanlığa neden olabilir. Floem dokularda bulunan kalsiyum immobildir. Bu nedenle daha önce absorbe edilmiş olan kalsiyumun meyve olumu döneminde floemde taşınarak meyveye ulaşması güçtür. Meyve olumu devresinde topraktan kalsiyum iyonları alınarak ksilem yolu ile meyveye ulaşmadığı takdirde meyvelerde kalsiyum noksanlığı zararları görülebilecektir. Aynı nedenle, kalsiyum beslenmesi durumunu saptamak için bitki yapraklarının analiz edilmesi herhangi bir yarar sağlamamaktadır. Çünkü yapraklarda bulunan kalsiyumun meyveye taşınması gerçekleşmemektedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, bitkilerin meyvelerinde görülen kalsiyum noksanlığı zararlarını önlemek için en uygun yöntem, kalsiyum içeren çözeltilerin doğrudan meyveye püskürtülmesidir. Ancak bu içlem, döllenmeden sonra meyvelerin büyüme döneminde yapılmalı ve birkaç kez tekrarlanmalıdır. Bu şekilde meyvelerde kalsiyum noksanlığına bağlı zararların ortaya çıkması önlenebilir. Noksanlık zararları meyvede görüldükten sonra bunun tedavisi mümkün değildir. Yer fıstığı, patates gibi meyve ve depo organları toprak içinde gelişen bitkilerde, bu organlar kalsiyum iyonlarını doğrudan absorbe edebilirler. Bu bitkilerde meyveye kalsiyum sağlanması transpirasyona ve ksilem taşınmasına bağlı değildir.

Torf üzerinde yetiştirilen süs bitkilerinde de kalsiyum noksanlığı sık görülen beslenme problemlerinden birini oluşturur.

Kalsiyum noksanlığında meristem dokuların büyümesi yavaşlar, noksanlık belirtileri önce büyüme noktalarında ve genç yapraklarda kendini gösterir. Genç yapraklar deforme olur ve yaprak kenarlarında siyah ve kahverengi nekrozlar oluşur. Noksanlıktan zarar gören dokularda hücre duvarları eridiğinden buraları yumuşak bir yapı alır.

4.1.5. MAGNEZYUM

Klorofilin merkez atomu olan magnezyum fotosentezde oynadığı önemli rol ile hayatın devamlılığını sağlayan anahtar elementlerden biridir. Klorofilin yapısındaki magnezyum, bitkideki toplam magnezyumun ancak % 15 20'sini oluşturmakla birlikte, magnezyum noksanlığında hemen klorofil miktarı düşer ve fotosentez geriler. Bunun doğal sonucu bitkide gelişme geriliği ve ürün kaybıdır.

Magnezyum noksanlığı simptomları bakımından bitki türleri arasında farklılıklar olabilmektedir. Bununla birlikte bazı ortak karakterler magnezyum noksanlığının tanınmasını kolaylaştırır. Magnezyum iyonları bitki bünyesinde hareketli olduğu için, noksanlık halinde yaşlı yapraklardan kolaylıkla, yeni oluşan genç yapraklara taşınmaktadır. Bu nedenle de magnezyum noksanlığı simptomları önce yaşlı yapraklarda görülür. Magnezyum noksanlığının tipik belirtisi yaşlı yapraklarda damarlar arasında görülen sararmadır. Primer ve sekonder damarlar (birinci ve ikinci damarlar) yeşil renklerini korurlar, üçüncü ve daha ince damarlar ve damarlar arası bölgelerde renk sararır. Yaprak bu haliyle benekli bir görüntüye sahip olur. Ekstrem durumlarda klorotik dokular ölerek kahverengi nekrozlar oluşturur.

Özellikle kumlu topraklarda, bitki gelişmesinin olgunluk dönemlerine doğru magnezyum noksanlığı sık görülür. Geç dönemde ortaya çıkan magnezyum noksanlığı ürün miktarında büyük bir azalmaya yol açmayabilir. Ancak özellikle yaprakları için yetiştirilen bitkilerde pazar kabiliyeti düşer. Toprak sıkışması, su altında kalma ve kuraklık etkisi, noksanlığı şiddetlendirir. Bazı hallerde toprakta yeterli miktarda magnezyum bulunsa bile bitkilerde magnezyum noksanlığı görülebilmemektedir. Toprak çözeltisinde yüksek miktarda bulunan hidrojen, potasyum, amonyum, kalsiyum gibi iyonlar magnezyum alımını azaltarak noksanlığa neden olabilmektedirler. pH 5 ve daha düşük olan topraklarda bulunan yüksek miktardaki aluminyum iyonları da magnezyum alımını azaltarak noksanlık yaratmaktadır.

Magnezyum noksanlığına en duyarlı sebzeler maml, karnıbahar, lahana, havuç, soğan, bezelye, turp bitkileridir. Tütün, patates, pancar, mısır, pamuk, meyvelerden narenciye türleri ve bazı elma çeşitleri magnezyum gereksinimi yüksek olan bitkilerdir.

Domatesde yaşlı yapraklarda damar aralarında, kenarlardan başlayıp içe doğru ilerleyen sararma şeklinde kloroz görülür. Sonunda bütün yaprak sarıya döner. Kahverengi lekeler oluşur. Yapraklar gövdeye doğru sarkar ve ölür.

Hıyar bitkisinde yaşlı yapraklarda, damarlar ve yaprak kenarlarında ince bir bant yeşil kalarak, yaprağın diğer kısımları sararır. Yaprakların kenarlarında kahverengi lekeler görülebilir. Budanmış bitkilerde ana gövde yeni sürgünlerin gereksinimini karşılayacak kadar magnezyum absorbe edemediği için, budamadan sonra noksanlık görülme ihtimali yüksektir.

Ispanak bitkisinin yapraklarında beyaz, kağıt gibi bir dokuya sahip lekeler oluşur.

Şeker pancarının yaprakları hareli sarı bir görüntü alır. Renk değişimi yaprakların uç ve kenar kısımlarından başlayıp içeriye doğru yayılır. Kahve renkli nekrozlar meydana gelir. Yapraklar sarkar. Bu görüntü pancar sarı virüsünün yarattığı simptoma benzer, sadece virüs simptomu, kenarlardan içeri doğru daha muntazam bir yayılma gösterir.

Elma ağaçlarının özellikle uzun sürgünlerin yaşlı yapraklarında, damar aralarında, gayri muntazam şekilli, açık yeşil, san, bazen grimsi yeşil renkli lekeler oluşur. Damar arası lekeler bazı durumlarda yaprak kenarlarına kadar genişler. Lekeler hızla kırmızımsı kahve rengi nekrozlara dönüşür. Yapraklar daha sonra solar, kıvrılır, kurur ve erken dökülür. Meyveler tatsız ve kokusuz olurlar. Golden Delicious çeşidi elmalar magnezyum noksanlığına fazla duyarlıdırlar.

Armut yapraklarında ana damar çevresi ve kenarlara yakın bölgelerde nekrozlar oluşurken, yaprak kenarları yeşil renklerini korurlar. Bu simptomların ortaya çıkışı mevsim sonlanna doğru olur. Yapraklarda erken dökülme de görülür.

Taş çekirdekli meyveler den şeftali magnezyum noksanlığından özellikle fazla etkilenir. Yaprakların damar aralarında kloroz görülür. Renk açılmaları yaşlı yapraklarda, yaprak kenarlarından başlayarak yayılır. Beyaz etli meyve veren ağaçların yapraklarında kırmızı renkli, sarı etli meyve veren çeşitlerin yapraklarında ise sarı renkli lekeler oluşur. Yapraklarda erken dökülme görülür.

Narenciye çeşitlerinde görülen simptomlar, yaşlı yaprakların ana damar çevresinde renk açılması çeklinde başlar, gittikçe genişleyerek tüm yaprak sararır. Yaprak uçları ise yeşil renklerini korurlar. Yapraklarda erken dökülme olur.

Asma yapraklarında damar aralarında lekeler şeklinde başlayan kloroz, lekelerin hızla genişlemesiyle sapa doğru yayılır ve yaprakta ördek ayağı şeklinde tipik görüntü oluşur. Klorotik bölgelerde kahverengi nekrozlar oluşur.

Çilek bitkisinde magnezyum noksanlığı yapraklarda küçük küçük kırmızımsı menekşe renkli lekelerin görülmesiyle kendini belli eder. Daha sonra bu lekeler genişleyerek tüm yaprak, kenarlarda bant şeklinde bir kısım hariç, kırmızı menekşe renk alır. Bu görüntü potasyum noksanlığı ile karıştırılırsa da, potasyum noksanlığında renklenme yaprak kenarlarından başlayarak içeri doğru yayılır.

Tütün yapraklarında magnezyum noksanlığı simptomları, yaprakların uç kısımlarından başlayıp ortaya doğru ilerleyen, ve damar aralarında görülen kama şeklinde sarı veya beyaz lekeler şeklindedir. Noksanlık çok şiddetli ise, yaprak kenarlarında kahve renkli nekrozlar görülür, tüm yaprak klorozlu bir hal alır ve yaprak kağıt dokusuna benzer bir strüktüre sahip olur .

4.1.6. KÜKÜRT

Kükürt organik maddenin yapısına giren bir elementtir. Bu nedenle toprakta organik ve inorganik formlarda kükürt bulunur. Birçok toprakta kükürt rezervininin büyük bölümünü organik kükürt oluşturur.

Bitkilerin kükürt kapsamları, hemen hemen, fosfor kapsamı ile aynı düzeylerde olmasına rağmen, kükürt gübrelemesi bitki gelişmesinde fosfor gübrelemesi kadar Öneme sahip değildir. Bunun nedeni, kükürdün toprakta fosfor kadar sıkı tutulmaması ve kolay alınması, ayrıca atmosferde bulunan kükürt dioksit gazının yapraklardan emilerek kullanılması ve diğer makro besinlerin gübrelenmesinde kullanılan gübrelerin ayrıca kükürt içermeleridir. Zirai mücadele ilaçlarının bir bölümünün kükürt içermesi de bitkilere dolaylı olarak kükürt sağlar.

Bitkilerde kükürt noksanlığı olduğu taktirde, azot noksanlığına oldukça benzeyen simptomlar görülür. Yani yapraklarda homojen bir sararma vardır. Kükürt noksanlığı simptomlarını azot noksanlığından ayıran taraf, sararmanın önce genç yapraklarda görülmesidir. Oysa azot noksanlığında görülen sararma önce yaşlı yapraklarda ortaya çıkmaktadır.

Endüstri bölgelerinde atmosferde bulunan fazla kükürt, bitkilerde çeşitli zararlanmalara yol açabilmektedir.

4.2. MİKRO BESİNLER

Bazı besin elementleri bitkide az miktarda bulundukları için bunlar mikrobesin veya mikroelement diye adlandırılırlar. Bu besinler bitkide az miktarda bulunmakla birlikte, önemleri makrobesinlerden kesinlikle daha az değildir.

Mikrobesin elementleri, "iz elementler" olarak da isimlendirilmektedir. Mikrobesin elementlerinin bitkiler için mutlaka gerekli besin maddeleri olduklarının anlaşılması, makrobesin elementlerine göre oldukça geç olmuştur. Bunun bir çok sebebi vardır. Özellikle makrobesin elementlerini içeren kimyasal gübrelerin kullanılmadığı veya az kullanıldığı zamanlarda, bitkilerin büyüme oranı toprakda bulunan azot, fosfor gibi makrobesinlerin miktarına bağlı kaldığı için, sınırlı oranda gelişen, düşük verimli bu bitkiler için toprakta bulunan mikrobesin elementlerinin miktarı yeterli gelmekteydi. Mikroelementlerin noksanlıklarının görülmesi, dolayısıyla bu elementlerin bitkiler için gerekli olduklarının anlaşılması, ancak tarımda kimyasal gübrelerin yoğun bir şekilde kullanılmasından sonra olmuştur. Mikrobesinlerin bitkide çok az miktarda bulunması, analiz tekniklerinin yeterli olmayışı nedeniyle bu az miktardaki elementin analizinin doğru yapılamayışı da, mikrobesinlerin bitkiler için gerekli olduklarının anlaşılmasında geç kalınmasının nedenlerinden biridir.

Azot, fosfor, potasyum gibi makrobesin elementlerini içeren kimyasal gübrelerin, önemli bir endüstriyel sektör olarak gelişmesiyle birlikte bu gübrelerin tarımda kullanılmalarında çok büyük sıçramalar olmuştur. Öte yandan bitki ıslah çalışmaları ile elde edilen yüksek verimli çeşitlerin üretime girmeleri, sulama ve diğer kültürel önlemlerin de geliştirilerek uygulanmasıyla, son yüzyılda, bitkilerin verimlerinde büyük artışlar olmuştur. Bu artışlar doğal olarak, o zamana kadar olmayan, mikrobesinlerin noksanlıklarının da ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Mikrobesin noksanlıklarının görülmesi sadece artan ihtiyaç nedeniyle de değildir. Kullanılan kimyasal gübrelerle toprağa verilen makrobesin elementleri ve gübrelerdeki kimyasal katkı maddeleri de mikrobesin elementlerinin alınmalarını ve bitkiye faydalılığını azaltıcı etki yapabilmektededir. Mikrobesinlerden özellikle demir elementinin noksanlığı, daha çok bu şekilde diğer bazı faktörlerin olumsuz etkileri neticesinde ortaya çıkmaktadır. Demir dışındaki bazı mikrobesin noksanlıkları da kimi zaman, topraktaki mutlak noksanlıkdan değil, diğer faktörlerin antagonistik etkilerinden ileri gelmektedir.

Bitkinin ihtiyacı ve bitkide bulunan miktarı esas alınarak yapılan sınıflandırmaya göre, makrobesin grubuna giren elementler; karbon, hidrojen, oksijen, azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve kükürtdür. Mikrobesin grubuna giren elementler ise;

demir, mangan, çinko, bakır, molibden, bor ve klordur. Bazı bitkiler için sodyum ve silisyumun da mutlak gerekli besin olduğu kanıtlanmıştır, ancak tüm bitkiler için bu iki element mutlak gerekli değildir. Gerekli olan bitkiler için sodyum ve silisyum da makrobesin grubuna girmektedir.

Bitki besin maddelerinin bu şekilde makro ve mikro besin maddeleri diye gruplandırılması aslında biraz keyfi bir sınıflandırmadır. Birçok durumda, bitkilerdeki makro ve mikro besin maddelerinin miktarları arasında çok belirgin fark bulunmayabilir. Ömeğin, bitki dokularının demir ve mangan kapsamları bazı durumlarda kükürt veya magnezyum kapsamları kadar yüksek olabilmektedir. Ayrıca bitkilerin mikroelement kapsamları çoğu hallerde fizyolojik ihtiyacım çok üzerinde olmaktadır. Bu durum örneğin mangan için genellikle geçerli olan bir durumdur. Aynı şekilde, fotosentezdeki rolü için çok az miktarda klora ihtiyaç bulunmasına rağmen, bir çok bitki türünde nisbeten yüksek miktarlarda klor fosforlu ve azotlu gübrelerin böyle bir sorun yaratması pek olasıdır. Özellikle nitrat iyonlarının toprakta fazla bulunmasına neden olacak gübreleme pratiklerinden kaçınılmalıdır.

Pratikte demir noksanlığı toprakta yüksek miktarda bulunan ağır metallerin etkileriyle de ortaya çıkabilmektedir. Özellikle bu konuda manganın etkisi fazladır. Fazla manganın bu konudaki etkisinin, demir alımını azaltmasından değil, demirin enzim aktivitesini sağlamadaki görevini yapmasını engellemesinden ileri geldiği sanılmaktadır. Toprakta bakır, çinko, krom, nikel gibi diğer ağır metallerin yüksek miktarlarda bulunması da demir klorozuna benzer simptomlara yol açmaktadır.

Türkiye topraklarının da büyük bölümü kurak ve yarı kurak iklim koşulları altında oluşmuş, kireçli, pH'ı yüksek olan topraklardır. Bu nedenle ülkemizde de mikrobesin elementleri içerisinde noksanlığı en sık karşılaşılan iz elementlerden biri demirdir. Demir noksanlığının giderilmesi de diğer iz elementlere göre daha zordur. Çünkü demirin bitkilere yarayışlılığını etkileyen pek çok etmen vardır. Yapılan her demir gübrelemesinden olumlu sonuç elde etmek her zaman mümkün olmayabilir. Bunun nedeni, ya verilen demirin bitki tarafından alınamaması veya bitki tarafından alınsa bile bitkide aktif olmamasıdır.

Bitkiler demiri en çok +2 değerlikli demir iyonları şeklinde alırlar. +3 değerlikli demir iyonlan ise oldukça zor ve az alınır. Çeşitli şelat edici ajanlar tarafından şelatlanmış demirin alınması da daha çok demir iyonuunun şelat molekülünden ayrılmasından sonra gerçekleşir. Demirşelat molekülünün doğrudan absorbsiyonu mümkün olmakla beraber çok kolay değildir. Hangi şekilde alınırsa alınsın, demirin bitki bünyesinde fizyolojik işlevini gerçekleştirebilmesi için +2 değerlikli demir formuna dönüşmesi gerekmektedir. Çünkü metabolik bakımdan aktifolan demir, +2 değerli demir iyonlarıdır. Bitki bünyesinde fazla miktarda demir bulunsa ve fakat bu demirin hepsi +3 değerli iyon şeklinde olsa, bitkide yine de demir noksanlığı görülür. Çünkü inaktif olan +3 değerlikli demir, fizyolojik proseslere katılamaz.

Bitkilerde demir noksanlığı sorununun çözülmesini güçleştiren sebeplerden biri de, bitki cins ve türleri ve çeşitler arasında demiri kullanma kabiliyetleri bakımından önemli farklılıklar bulunmasıdır. Bu farklılık hem inorganik demirden, hem de demirkileytlerden yararlanmada görülebilmektedir. Aynı toprak üzerinde, aynı koşullar altında yetiştirilen aynı türden farklı iki bitki çeşidinden biri şiddetli demir noksanlığı simptomları gösterirken, diğeri tamamen normal gelişebilmektedir. Bu durum bazı bitkilerin demir stresi altında kalınca, demir alımını artıracak bir mekanizmaya sahip olmalarından ileri gelmektedir. Bazı bitkiler ise, genetik olarak böyle bir mekanizmaya sahip değildirler. Demir stresi olunca, demir alımını ve demirin yarayışlılığını artıracak genetik özelliğe sahip bitkiler "demir etkin" bitkiler olarak adlandırılır. Demir etkin olmayan bitkilerin demir noksanlığından kurtarılması çok zor ve pahalıdır. Aynı bitki türünün çeşitleri arasında demir etkin olan ve olmayan çeşitler vardır. Örneğin soya, domates, mısır gibi bitkilerin bazı çeşitleri demir etkin özelliğe sahiptir, bazı çeşitleri ise değildir. Demir sorunu olan topraklar üzerinde bu bitkilerin tarımı yapılacaksa, en iyi tedbir, demir etkin çeşitleri yetiştirmektir. (Demir etkin bitkilerin demirden yararlanmayı artırıcı özelliklerinin detayları için 1 ve 3 nolu kaynaklardan yararlanılabilir.)

Demir noksanlığı simptomları bitkilerin genç yapraklarında ve özellikle son çıkan yapraklarda, damarlar arasında sararma şeklinde ortaya çıkar. Demir noksanlığına maruz kalan yaprakların görünümleri oldukça tipiktir. En ince damarlar dahi yeşil kalarak bu damarlar arasındaki kısımlarda renk tamamıyla sarıya döner, Geniş yapraklı bitkilerde yapraklar adeta sarı zemin üzerinde yeşil bir ağ manzarası gösterirler. Noksanlığın çok şiddetli olduğu durumlarda, damarlar da sararır. Bazı bitkilerde yapraklarda kahverengi nekrozlar oluşabilir. Noksanlığın çok şiddetli olması halinde yeni çıkan yapraklarda hiç klorofil bulunmadığı için yaprak beyaz bir renk alır. Kimi zaman demir noksanlığı simptomları magnezyum noksanlığı simptomları ile karıştırılmaktadır. Dikkat edilecek husus magnezyum noksanlığının yaşlı yapraklarda görülmesi, buna karşılık demir noksanlığının ise genç yapraklarda, bitkinin tepe kısımlarında, sürgün uçlarında görülmesidir.

Noksanlığın hafif olması durumunda, en son çıkan genç yapraklar başlangıçta sarımsı yeşil olur. Noksanlık ilerledikçe damarlar arasında renk tamamen sarıya döner. Damarlar ise kesin sınırlarla yeşil kalırlar. Buğday, arpa, yulaf, mısır gibi monokotiledon bitkilerin yapraklarında, paralel yeşil damarlar ve aralarda sarı çizgiler yaprak ucundan başlayarak uzanır. Benzer simptom mangan noksanlığında olmakla beraber, manganda sarı yeşil paralel çizgiler yaprağın orta kısımlarında görülür, uçlardan başlamaz.

Demir noksanlığının çok tipik bir özelliği, yapraklar ne kadar genç ise simptomların o kadar şiddetli ve belirgin olmasıdır. Diğer besin noksanlıklarından farklı olarak, demir noksanlığının bir tipik özelliği de, klorozlu yaprakların kolay kolay ölmeden canlı kalmalarıdır. Bununla birlikte noksanlık çok çok şiddetli ise yapraklarda ölme de görülebilir.

Meyve ağaçlarında demir noksanlığı simptomlarının bazı dallarda görülüp bazılarında görülmemesi de sık rastlanılan bir durumdur.

Demir noksanlığının karakteristik simptomları, demirin etkilediği metabolik reaksiyonların bozulmasından, büyüme ve klorofil sentezi için gerekli enerji transferinin kısıtlanmasından kaynaklanır. Demir noksanlığı simptomlarının çok tipik olması ve bütün bitkilerde birbirine benzemesi, kolay tanınmasını sağlar. Bununla birlikte, bir çok durumda demir noksanlığı ile beraber diğer bazı mikro besin elementlerinin (özellikle çinko) noksanlığı aynı zamanda söz konusu olabilmekte, bu da tanınmayı güçleştirebilmektedir. Yaprak analizleri, önemli ipuçları vermekle beraber, demir noksanlığının teşhisinde kesin bir kriter olarak ele alınması güçtür. Çünkü bir çok halde, demir noksanlığı olan yapraklarla, sağlıklı yaprakların demir kapsamları arasında fark görülmemekte, hatta klorozlu yaprakların demir kapsamları daha yüksek çıkabilmektedir. Bu ise yukarıdaki paragraflarda açıklanmış olduğu gibi, demirin bütün formlarının bitkide yararlı olmayışından ileri gelmektedir. Demir noksanlığı olduğundan kuşku duyulan bir simptomun, gerçekten demir noksanlığı olup olmadığını anlamanın en iyi yolu, uygun bir demir çözeltisini yapraklara püskürtmektir. Kloroz kaybolur veya hafiflerse, simptomların demir noksanlığından ileri geldiği anlaşılır.

Demir noksanlığının giderilmesinde, yaprak gübrelemeleri başarılı olmaktadır. inorganik demir tuzlarının (örneğin demir sülfat) % 0.05 ile % 1 arasındaki konsantrasyonlarda püskürtülmesi faydalı olabilir. înorganik tuzların kullanılması ucuz olmakla beraber, hem etkilerinin daha az olması, hem de yaprak yanıkları tehlikesi olması nedeniyle, şelatlı demir çözeltilerinin püskürtülmeleri daha güvenli ve başarılı olmaktadır. Çeşitli ticari isimlerle satılan demir şelatların belli başlıları EDDHA ve EDTA ile şelatlanmışlardır. Sentetik demir şelatların tarımda kullanılmaya başlanması, demir klorozunun önlenmesinde çok önemli sonuçların alınmasını sağlamıştır. Şelatlar toprağa ve yaprağa uygulanabilir. Şelat edici ajan tarafından bağlanmış demir immobilize olmadan bitki tarafından kullanılabilir. Günümüzde hemen tüm ülkelerde şelatlı demir bileşikleri, demir noksanlığına karşı etkili bir araç olarak, bir iki hafta aralıklarla bitkilere püskürtülerek kullanılmaktadır. Bu etkili bileşikler dahi, noksanlığın çok şiddetli olması durumunda kesin tedavi edici olmayabilir.

Toprağa uygulanma durumunda kullanılacak şelatın o toprak şartlarında stabilitesi gözönüne alınmalı ve doğru bir şelat tipi seçilmelidir. Özellikle pH'ı yüksek olan topraklarda FeEDTA'nın stabilitesi iyi değildir, dolayısıyla FeEDDHA bu şartlarda daha etkili olmaktadır. Bazı şelatlı demir gübreleri, tek bir şelat tipi ile değil, iki şelat tipinin karışımı olarak hazırlanmaktadır. Bu tip demir gübreleri hem yüksek, hem de düşük pH'da etkili olabilirler. Toprağa uygulama halinde tavsiye edilebilecek dozlar şöyle olabilir:

Meyve bahçelerinde ağacın büyüklüğüne göre genellikle 70 150 g yeterli olmaktadır. Bununla birlikte, noksanlığa duyarlı ve büyük ağaçlarda bu miktar 500 grama çıkarılabilir. Bağlarda asma başına 10 50 g, sebzeler ve çilekler için metrekareye 3 6 g, çiçekler ve süs bitkileri için metrekareye 6 12 g ortalama olarak uygun dozlardır.

Demir şelatların toprağa verilmeleri, genellikle yaprağa verilmelerine göre daha kesin sonuç alıcı olmakla birlikte, kullanılacak miktar fazla olduğu için, bu yöntem oldukça pahalıya gelmektedir. Bu nedenle de yaprak uygulamaları daha yaygın olarak kullanılır. Ancak noksanlığın çok şiddetli olması halinde, daha kesin sonuçlar almak için toprak uygulaması tercih edilmelidir.

Sentetik şelatlar çok etkili olmakla beraber, pahalı olmaları çok önemli bir dezavantaj teşkil eder. Bazı durumlarda kullanılmaları ekonomik olmayabilir. Bu nedenle, bazı organik bileşiklerin üretilmeleri sırasında yan ürün olarak elde edilen bazı şelatlayıcı maddeler de demir klorozuna karşı önlem olarak kullanılmaktadır. Demir lignosulfanat, demirpoliflavonoid ve demirheptonat böyle maddelerdir.

4.2.2. ÇINKO

Topraklarda çinko miktarı çoğu kez düşük düzeydedir. Özellikle yüksek pH'a sahip ve kireç miktarı yüksek olan topraklarda çinko oldukça düşük miktarlarda bulunur ve bunun neticesinde de bu gibi topraklarda yetişen bitkilerde çinko noksanlığı görülür. Yıkanmış, asidik topraklarda da bitkiye yarayışlı çinko miktarı oldukça düşüktür. Aynı §ekilde bu tip topraklarda yetişen bitkiler de çinko noksanlığı çekerler.

Fazla miktarda fosforlu gübrelemenin de çinko noksanlığı yarattığı bilinmektedir. Yüksek fosfat konsantrasyonu bitkide metabolik bozukluk yaratarak çinko noksanlığına sebep olmaktadır. Diğer bir ifade ile yüksek fosfat konsantrasyonu çinkonun fizyolojik yarayışlılığını etkilemektedir.

Toprağa fazla miktarda organik gübre uygulanmasının ardından bitkilerde çinko noksanlığı görülebilir. Bunun nedeni organik maddenin çinkoyu bağlayarak bitki köklerince alınmasını güçleştirmesidir.

Toprağın ıslaklık nedeniyle veya ağır tekstürlü olması nedeniyle yetersiz havalanması, düşük sıcaklık, su yetersizliği gibi faktörler de çinkonun hareket kabiliyetini olumsuz etkileyerek, çinko noksanlığı yaratırlar.

Sayılan tüm bu nedenlerden ötürü, pratikte birçok durumda çinko noksanlığının önüne geçilmesi zordur. Bu gibi hallerde yapılacak uygun toprak ve yaprak gübrelemelerinden müsbet sonuçlar elde edilir. Çinko noksanlığının tedavi edilmemesi durumunda bitkiler bundan büyük zarar görürler.

Çinko noksanlığı simptomları yapraklarda damarlar arasında kloroz şeklinde ortaya çıkar. Yapraklarda damarlar yeşil kalırken, damarlar arasında renk açık yeşil, sarı ve hatta beyaza döner. Çinkonun bitki bünyesinde hareket kabiliyeti iyi olmadığından, noksanlık halinde yaşlı yapraklardan yeni oluşan yapraklara çinko taşınamaz. Bu nedenle de noksanlık belirtileri genç yapraklarda kendini belli eder Meyve ağaçlarında yaprak oluşumu olumsuz etkilenir. Sürgün uçlarında rozet teşekkülü görülür. Rozet oluşumu normal yapraklara göre 20 30 kere daha küçük, çok sayıda yaprağın sık bir şekilde bir arada toplanarak meydana getirdiği rozete benzer bir oluşumdur. Ağacın yaprak sistemi seyrekle§ir. Tomurcuk sayısı azalır ve bazı tomurcuklar açılmadan kalır. Sürgünler ölür ve yapraklar erken dökülür. Genellikle yapraklarda 20 ppm düzeyinde çinko noksanlık sınırıdır.

Çinko noksanlığına özellikle meyve ağaçlarında sık rastlanır. En duyarlı meyveler turunçgiller ve şeftalidir. Tarla bitkileri ve sebzelerden mısır, soya, pamuk, patates, fasjlye, soğan çinko noksanlığına duyarlı türlerdir. Lahana, havuç, marul, kereviz, bezelye ve ıspanak orta derecede duyarlı sebzelerdir. Buğdaygiller çinko noksanlığına duyarlı olmamakla birlikte, çinko miktarı aşırı derecede düşük olan topraklarda yetişen buğdaygil bitkilerinde yapılan çinko gübrelemesinden çok olumlu sonuçlar alınabilmektedir.

Çinko noksanlığında önemli bazı bitkilerde görülen simptomlar aşağıda tarif edilmiştir.

Buğdayda yaşlı yaprakların üst kısımlarında gayri muntazam klorozlu lekeler oluşarak, gayri muntazam bir ağ manzarası gösterir. Klorozlu bölgeler önce beyaza, sonra kahverengine döner. Daha sonra lekeler birleşerek tüm yaprağı kaplar ve yaprak ölür. Genç yapraklar normal renkli fakat küçük kalmışlardır.

Mısırda genç yapraklarda açık yeşil renk ve orta damarın her iki yarımda beyaz veya sarı renkli çizgiler şeklinde bir görünüm vardır. Özellikle soğuk ve nemli havalarda bu görüntü daha bariz bir hal alır. Boğum araları kısalır ve bitki cücemsi bir görünüm alır.

Çeltik bitkisinde çinko noksanlığı yaygın bir biçimde görülür. Genç yaprakların orta damarları sarımsı yeşil bir renk alırlar. Bu renk değişimi yaprağın orta kısımlarında daha belirgindir ve uç kısma doğru azalır. Yaşlı yaprakların uç kısımlarında koyu kahve nekrotik lezyonlar oluşur. Gövde kısa kalır. Kardeşlenme olmaz.

Patatesde çeşitler arasında çinko noksanlığına duyarlık bakımından önemli farklar vardır. Büyüme çok zayıflar. Yapraklar deforme olur ve grimsi kahve veya bronz renkli lekelerle kaplanır. Bu görüntüler genç yapraklarda daha hakim vaziyettedir. Yaprak ayası çoğunlukla kalınlaşır. Noksanlığın şiddetli olması halinde yaprak dökümü olur ve sonunda bitki ölür.

Şeker pancarında yeni çıkan yapraklar sarımsı yeşil renkli olurlar. Noksanlığın devamlı olması halinde, yaprak ayası beyazımsı bir renk alırken, damarlar ve yaprak sapları bir süre yeşil renklerini korurlar. Bu görüntü pancarda beyaz leke hastalığı olarak adlandırılır. Sıcak, güneşli havalar bu simptomu artırır.

Pamukda boğum araları kısalarak bitki bodur çalımsı bir görüntü alır. Klorotik lekeler önce orta kısımlardaki tam olgunlaşmış yapraklarda, damar aralarında görülür. Daha sonra damarlar da etkilenerek, yaprak ayasını kırmızı lekeler kaplar. Yapraklar normale göre daha kalın olurlar. Olgunlaşmasını tamamlamış genç yapraklarda kahve rengi lekeler vardır. Daha küçük yapraklar anormal şekilde kalın ve gevrektir ve kenarları yukarı doğru kıvrık vaziyettedir. Noksanlığın ileri devrelerinde yapraklar çok küçülerek rozet oluşumu görülür. Meyve tutumu azalır ve olgunlaşma gecikir.

Fasulye bitkisinde boğum aralarının kısalması neticesinde bitki bodur, çalımsı bir hal alır. Yapraklar açık yeşil sarı renk alır. Çiçek dökümü olur. Baklalar küçük ve boş olur. Soyadaki simptomlar da benzer şekildedir.

Sera salatalıklarında çinko noksanlığı şiddetli olumsuz etkiler yapar. Boğum aralarının kısalması nedeniyle bitki küçük boylu kalır. Yaşlı yapraklar ağ şeklinde, veya mozaik şeklinde lekeli, sarımsı yeşil renklidirler. Noksanlık ilerledikçe yapraklar tamamen sarıya veya sarımsı beyaza döner. Damarlar uzun süre yeşil renklerini korurlar. Yapraklardaki kloroz, magnezyum ve mangan noksanlıklarından farklı olarak, daha az uniform bir görüntü sergiler. Bununla birlikte bu elementlerin noksanlık simptomları birbirine benzer. Genç yapraklar ve büyüme noktaları küçülerek rozet şeklini alırlar. Son çıkan yapraklar olağanüstü küçük, ok ucu gibi kalmışlardır. Orta yapraklar açık yeşil ve sarımsı yeşil yamalı bir görüntüdedirler. Çiçek sayısı az ve genellikle döllenmemiş durumdadır.

Domates bitkisinde boğum araları incelmiş ve normalin yarısı veya üçte biri oranına kısalmıştır. Dolayısıyla bitki bodur görünümdedir. Yaşlı yaprakların kenarları bazen yukarı doğru kıvrık olur ve gayri muntazam dağılmış, sarımsı yeşil lekeli bir görüntüdedir. Klorozlu bölgelerde sonradan beyazımsı kahve ve kahve renkli nekrotik lezyonlar oluşur ve hızlı tüm yaprak yüzeyini kaplar. Takiben yaprak kurur ve ölür, portakal veya sarı renkli görünüm almıştır. Başlangıçta damarlar etrafında dar bir şerit halinde yeşil alan kalır. Orta yapraklar oluşumundan itibaren küçüktür ve koyu yeşil renklidir, kenarları az çok yukarı doğru kıvrıktır. Yaprak sapının ucuna doğru, yaprak iyice daralır ve kıvrılır. Yapraklar normalden kalın ve gevrek bir yapıdadır. Yaprak ana damarları bazen aşağı doğru kıvrılırlar. Bazen, yaprakların özellikle alt yüzeylerinde damar renkleri menekşe, menekşemsi kahve renk alırlar. Yaprak tüylülüğü artar ve bunun neticesinde gümüşümsü gri yeşil bir renk sergilerler. Meyveler küçük kızarırlar.

Marul rozet şeklinde bir görüntü alır ve büyüme geriler. Yaşlı ve orta yapraklarda kenarlarda kahverengi lekeler, aralarda ince kağıt gibi sarımsı yeşil nekrotik lekeler oluşur. Sonraları bu nekrotik lekeler genişleyerek tüm yaprağı kaplar. Yaprakların ışık görmeyen kısımları yeşil ve sağlıklı kalırlar, ancak bitki genel görünüm itibariyle yanık bir manzara sergiler.

Meyve ağaçlarının hepsinde çinko noksanlığının tipik belirtisi, daralmış , küçülmüş yapraklar ve rozet oluşumudur. Bu oluşumun nedeni ise boğum araları uzunlukların oldukça kısalmış olmasıdır. Yaprak kenarları bazen dalgalı bir hal alırlar. Yaprak yüzeyinde damar kenarları yeşil kalmak üzere, damar aralarında sarı mozaik şeklinde lekeler oluşur. Noksanlık çok şiddetli değilse sadece yaprakları etkiler, sürgün gelişimi normal devam eder. Ancak noksanlık şiddetli ise sürgün gelişimi tamamen durur. Sürgünlerde meyve tomurcuğu sayısı azalır veya tamamen yok olur. Taş çekirdekli meyvelerin meyve etlerinde kararmalar görülür. Elma ağaçları çeşitlerine göre çinko noksanlığını duyarlık bakımından aralarında büyük farklılıklar gösterirler. Turunçgil ağaçlarında noksanlığı en çok görülen besin maddesi çinkodur. Özellikle fosfor fazlalığı nedeniyle ortaya çıkan çinko noksanlığı, turunçgillerde çok yaygındır. Yapraklarda 25 ppm'in altında Zn bulunması halinde simptomlar görülür. Simptomlar, yeşil damarların etrafında gayri muntazam şekilli, sarı lekeler halinde kendini belli eder. Küçülmüş, daralmış ve klorozlu yaprak demetleri oluşur. Sürgünlerde boğum araları çok kısalır. Bu görüntüler ağaçların güneye bakan yönlerinde daha yaygın olarak görülür. Meyveler susuz ve lezzetsiz olurlar.

Bağlarda da çinko noksanlığı yaygın olarak ortaya çıkmaktadır. Erken ilkbaharda oluşan yapraklar küçük, dar ve dişli olurlar. Damarlar arasında çok sayında klorotik lekeler oluşurken damarların etrafında 12 mm genişliğinde bir bölge yeşil rengimi korur. Alt yapraklar yeşil kalır veya hafif klorozlu olurlar. Simptomlar sürgün uçlarına doğru daha şiddetli bir hal alırlar. Büyüme geriler, ana sürgünler çalımsı bir hal alırlar. Salkımlar seyrek ve üzüm taneleri küçük olur. Noksanlık şiddetli ise meyve çok az olur.

Çayda çinko noksanlığında yapraklar olağanüstü küçük, orak şeklinde kıvrık ve klorozlu olurlar. Daha çok sürgün uçlarında oluşan kloroz bahçeye sarı bir görüntü verir.

4.2.3. MANGAN

Toprakta bulunan mangan bileşikleri ile toprak pH'ı arasında yakın bir ilişki vardır. Asit topraklarda mangan bileşiklerinin çözünürlüğü nedeniyle mangan alınabilirliği oldukça yüksektir. Buna karşılık, pH'ı yüksek topraklarda mangan alınabilirliği düşüktür. pH'ın bir birim yükselmesi ile çözünen Mn4'2 iyonu miktarı 100 kez azalmaktadır (Lindsay, 1972). Bu nedenle de pH'ı yüksek olan topraklarda yetiştirilen bitkilerde mangan noksanlığı sık görülür.

Mangan noksanlığı çoğu kez kireçli, pH'ı yüksek topraklar üzerinde yetiştirilen bitkilerde görülür. Böyle durumlarda toprağa mangan sülfat gibi tuzlar vermek genellikle yarar sağlamaz. Çünkü toprağa verilen Mn4'2 kısa sürede yükseltgenir ve alınamaz hale geçer. Bu gibi topraklara eğe mangan gübresi verilecekse, serpme yerine, banda uygulama tercih edilmelidir. Zira böylece Mn+2'nin oksitlinmesi azaltılır veya geciktirilir. Manganlı gübrelerin yaprağa uygulanmaları mümkündür. Manganlı gübre olarak kullanılmak üzere çeşitli Mnşelatlar üretilmektedir. Ancak şelatlanmış Mn kolayca diğer bazı katyonlar tarafından yerinden çıkarılabilmektedir. Bu nedenle Mnşelatların da toprağa verilmeleri pek yararlı olmamaktadır. Yaprak gübrelemelerinde % l'lik MnS04 çözeltisi veya dekara 1050 gr Mn hesabıyla şelatlı gübreler kullanılabilir. Manganın bitkide hareket kabiliyeti iyi olmadığından, yaprak uygulamaları genellikle iki, üç kere tekrarlanmalıdır. Toprağa verilecekse dekara 3 kg Mn hesabıyla MnS04 verilebilir

Bitkilerin Mn kapsamları çoğunlukla 20 400 ppm arasında bulunmaktadır. Bununla birlikte bir çok bitkide yapraklarda 20 25 ppm ve üzerinde Mn bulunması bitki için yeterli olmaktadır.

Bitkide hücre organelleri içerisinde mangan noksanlığına karşı en duyarlı olan organeller kloroplastlardır. Mangan noksanlığında kloroplast oluşumu bozulur. Mangan noksanlığı çeken bitkilerde hücreler küçülür, hücre duvarı hakim duruma geçer.

Mangan noksanlığına ait simptomlar magnezyum noksanlığına benzer. Yapraklarda damarlar arasında sararma görülür. Ancak magnezyum noksanlığında simptomlar önce yaşlı yapraklarda görülmesine karşılık, mangan noksanlığı genç yapraklarda görülür. Dikotiledon bitkilerde mangan noksanlığında damarlar arası kloroza ilave olarak, yapraklarda sarı noktalar halinde lekeler oluşur. Monokotiledon bitkilerde, özellikle yulafta yaprakların alt bölümlerinde yeşilimsi gri benekler ve çizgiler oluşur. Yulafta sık görülen mangan noksanlığının bu belirtisine gri benek hastalığı adı verilmektedir. Noksanlıktan etkilenen bitkinin turgoru bozulur ve hastalığın ileri aşamasında yapraklar orta kısımlarından kırılarak üst bölümleri aşağı sarkar. Buğday ve arpa bitkilerinde noksanlık simptomları da yulaftakine benzer, ancak daha az belirgin haldedir.

Mangan noksanlığının görülme sıklığı ve şiddeti mevsimsel koşullara da bağlıdır. Noksanlık genellikle soğuk ve yağışlı mevsimlerde şiddetli görülmektedir. Bu koşullarda kökün metabolik aktivitesi düşmekte ve mangan alımı azalmaktadır.

Mangan noksanlığına en duyarlı sebzeler, fasulye, soğan, bezelye, salatalık, domates; en az duyarlı sebze pırasa olup diğer sebzeler orta derecede duyarlıdırlar. Tarla bitkileri ve meyvelerden mangan noksanlığına özellikle duyarlı olanlar yulaf, bezelye, şeker pancarı, patates, pamuk, yer fıstığı, elma, kiraz ve turunçgillerdir.

Salatalık bitkisi mangan noksanlığına çok duyarlıdır. Noksanlık yapraklarda ağ şeklinde yeşilimsi sarı veya tamamen sarı kloroz şeklinde görülür. Başlangıçta en ince damarlar dahi yeşil renklerini korurlar. Sonraları ana damarlar dışında renk san ve sarımsı beyaza döner. Kahve renkli lekeler oluşur. Uç yapraklar neredeyse tamamen beyaz olurlar. Büyüme geriler ve yeni çıkan yapraklar küçük kalırlar.

Domates bitkisi de mangan noksanlığına oldukça duyarlı bir bitkidir. Noksanlık kendini yapraklarda ince damarlar arasında renk açılması şeklinde belli eder. En ince damarlar dahil, yeşil damarlar arasında, damarlarla çevrelenmiş açık renkli adacıklar §eklinde bir görüntü oluşur. Oldukça tipiktir. Daha sonra hücrelerin ölmesi neticesinde, beyaz lekeler kahverengine döner. Yaprak sapları ve gövde üzerinde de kahve ve siyahımsı kahve renkli nekrotik lekeler oluşur. Noksanlık sürerse büyüme noktalan ölür. Noksanlık şiddetli ise çiçek ve meyve azalır. Meyvede şeker ve vitamin C kapsamı düşük olur.

Marulda noksanlık tüm bitkide rengin sarıya çalan yeşil, veya belirgin sarı bir görüntü almasına neden olur. Öncelikle yaşlı yapraklarda damarlar arasında renk açılır. Kahverengi noktalar şeklinde nekrozlar oluşur. Bu lekeler özellikle yaşlı yapraklarda ve yaprak kenarlarında kendini gösterir. Antosiyan içeren çeşitlerde kırmızımsı renk görülür..

Kireçli topraklar üzerinde yetişen turunçgillerde mangan noksanlığı sık görülür. Esasen kireçli topraklarda elma, armut, kiraz, erik gibi meyve ağaçlarında da mangan noksanlığına oldukça sık rastlanır. Özellikle uzun süren kurak dönemlerden ve uzun süren yağışlı havalardan sonra mangan noksanlıkları ortaya çıkabilmektedir. Meyve ağaçlarında mangan noksanlığı simptomları birbirlerine benzerlik gösterir. Hafif ve orta derecede noksanlık halinde, genç yapraklarda, damar aralarında hafif renk açılması ortaya çıkar. Bu renk açılması oldukça hafif olup, ancak, yaprak ışığa tutulduğunda görülebilir derecededir. Noksanlığın daha şiddetli olması halinde renk açılması artar ve yaprak ağ görüntüsü alır. Daha sonraki aşamada, tüm yaprak yüzeyini beyazımsı sarı renkli noktalar kaplar.

Meyve ağaçlarında mangan noksanlığı simptomları, kolaylıkla, demir noksanlığı ile karıştırılabilir. Yaprak analizleri doğru teşhis için önemli bir araçtır. 25 30 ppm'den az Mn bulunursa, mangan noksanlığı muhtemeldir. 20 ppm'den düşük Mn ise kesin noksanlığa işaret eder. Taş çekirdekli meyvelerden şeftali, kayısı ve erik ağaçlarına göre daha çok mangana ihtiyaç gösterir.

Asmada yaprak yüzeyinde uniform bir sararma olur. Yapraklar normalden küçük ve açık yeşil renklidirler. Zamanla çok sayıda, küçük nekrotik lekeler ortaya çıkar ve sonunda sarı bölgeler kahve rengine döner ve yaprak ölür.

Çilek bitkisinde yapraklarda damarlar ve yaprak kenarları koyu yeşil renkli görünürler. Aralarda renk donuk sarımsı yeşildir. Menekşe ve kahve renkli noktalar oluşur; bu noktalar yaprak kenarlarına doğru daha yoğundur. Simptomlar orta yapraklarda kendini gösterir.

Çiçekli süs bitkilerinde mangan noksanlığı, diğer bitkilerde tarif edilenlere benzer simptomlara neden olur. Ancak yaprağın ve damarların şekline göre bazı değişiklikler olur.

Şeker pancarı ve yemlik pancarda genç yapraklar açık, parlak yeşil renkli olurlar. Yaşlı yapraklarda ağ şeklinde veya noktalar halinde klorotik lezyonlar oluşur. Özellikle yaşlı yapraklarda damarlar koyu yeşil renklerini korurlar. Yapraklar kenarlardan içe doğru kıvrıktırlar.

Patateste en genç yapraklar açık renkli ve solgun görünümdedirler. Genç yaprakların damar aralarında renk açılarak kloroz çıkar ve hemen arkasından çok sayıda kahverengi noktalar şeklinde lekeler çıkar. Lekeler daha çok ana damar çevresinde toplanırlar ve yaprak sapına doğru iyice sayılan artar. Bitki bodur kalır.

Fasulye çeşitlerinde mangan noksanlığında, genç yapraklarda damarlar arasında benekli ağ şeklinde kloroz görülür ve aynı anda yaprak kenarlarında noktalar halinde nekrozlar oluşur. Noksanlığın şiddetli olması durumunda, nokta şeklindeki bu nekrozlar birleşerek geniş lekeler oluştururlar. Yaprak kenarları kıvrılır ve kurur. Eğer noksanlık uzun süre şiddetli şekilde devam ederse yaşlı yapraklarda da damarlar arası sararma olur ve yapraklar ölür. Tane oluşumu yok gibidir, olan tanelerin üzerinde de kahve siyah renkli lekeler mevcuttur.

Mısırda genç ve yaşlı yapraklarda, yaprakların orta kısımlarında sarımsı yeşil çizgiler oluşur. Benzer kloroz demir noksanlığında da görülmekle beraber, demirde bu simptom başlangıçta sadece genç yapraklardır. Mangan noksanlığının şiddetli olması durumunda sarı renkli çizgiler nekrotik bir hal alır ve iyice beyaza döner. Genç yapraklar çıkarken genelde beyaz soluk yeşildirler. Noksanlık hafif olsa dahi ürün miktarında azalma kaçınılmazdır.

Çeltik bitkisinde daha çok genç yapraklarda, damarlar arasında sarı ve açık yeşil çizgiler oluşur. Yaşlı yapraklar da sarımsı yeşil renktedirler. Çizgiler yaprak ucundan başlayarak damarlara paralel olarak orta kısımlara doğru yayılır. Daha sonra koyu kahve renkli, nekrotik lekeler oluşur. Yeni çıkan yapraklar kısa, dar ve açık yeşil renkli olurlar ve hızlı bir şekilde nekroz geliştirirler. Kardeşlenme çok zayıftır veya hiç yoktur. Kök gelişmesi gerilemiştir. Tane oluşumu ise ya yoktur veya çok azdır.

4.2.4. BAKIR

Bitkilerin bakır ihtiyacı oldukça düşük düzeydedir. Bir çok bitkinin Cu kapsamı kuru maddede 220 ppm arasındadır. Bitkilerde bakır noksanlığı pratikte fazla rastlanan bir durum değildir. Organik madde miktarı çok yüksek olan topraklarda veya pit topraklarda bakır noksanlığı görülebilmektedir. Bunun nedeni organik maddenin bakırı çok kuvvetli bağlamasıdır. Pratikte bakır noksanlığının sık görülmeyişinin nedeni, bitkilerin düşük olan ihtiyacını karşılayacak kadar toprakta bakır bulunması, bitkilere verilen bir çok zirai mücadele ilacının önemli miktarda bakır içermesi, kullanılan gübrelerin safsızlık olarak bir miktar bakır içermeleri ve hayvan gübrelerinin bakır içermesidir. Topraksız yetiştiricilikte, yetiştirme ortamına yeterli miktarda bakır verilmediği taktirde bakır noksanlığı görülecek ve bitki normal gelişmeyecektir. Genel bir ortalama olarak yapraklarda 5 ppm Cu yeterli olmaktadır.

Bakırın bitki bünyesinde hareket kabiliyeti iyi değildir. Bu nedenle noksanlık belirtileri yeni meydana gelen yapraklarda görülür. Grimsi yeşil renk, hatta beyazlaşma gibi renk değişimleri ve solma olur. Gelişme zayıflar. Meyve ağaçlarında dalların uç kısımlarında kurumalar olur. Bazı durumlarda, uç kurumalarının görülmesinden önce, normalden büyük yapraklar oluşur. Tahıllarda simptomlar kardeşlenme döneminde yaprak uçlarından başlar. Yaprak uçları beyazlaşır, yaprak daralır ve kırılır. Noksanlık şiddetli ve sürekli olursa başak oluşmaz. Bakır noksanlığının bir diğer özelliği, bitkilerin generatif gelişmesinin, yani çiçek ve meyve oluşumu, vegetatif gelişmeye göre daha fazla etkilenmesidir.

Torf üzerinde yetiştirilen saksı süs bitkilerinde ve özellikle çiçekli bitkilerde bakır noksanlığı, gelişme gerilemesi yanında, bitkilerin yapraklarında ve çiçeklerinde deformasyon, renk bozukluğu, çiçek azlığı veya hiç oluşmaması gibi olumsuzluklar yaratarak önemli zararlar yaratabilir.

Bakır noksanlığı görülmesi halinde, şelatlı bakır bileşiklerinin yapraktan verilmeleriyle olumlu sonuçlar alınır.

Bakır içeren fungisitlerin fazlaca kullanılması, özellikle bağlarda ve narenciye ağaçlarında bakır toksisitesi yaratabilmektedir. Bakır toksisitesinde, noksanlıkta olduğu gibi bitki gelişmesi geriler ve yapraklarda yanmalar görülür.

4.2.5. BOR

Borun toksik etkileri içinde bulunduğumuz yüzyılın başından beri bilinmektedir. Bitkiler için gerekli bir besin elementi olduğunun anlaşılması ise daha yenidir. Borun bitkiler için gerekli bir besin elementi olduğunun anlaşılmasını takiben, bir çok bitki hastalığının gerçekte bor noksanlığından ileri geldiği tespit edilmiştir. Örneğin tütünde tepe hastalığı, şeker pancarında öz çürüklüğü, elmalarda mantarlaşmış çekirdek evi, karnıbaharda kahverengi çürüklük, kerevizde çatlak gövde, turpta kahverengi öz, patatesin içinde kahverengi lekeler ve yoncada uç yaprakların sararması gibi hastalıklar bor noksanlığından ileri gelen beslenme bozukluklarıdır. Normal beslenen bitkiler 25 100 ppm arasında bor içerirler. Bitki kuru maddesinde 20 ppm bor yeterlilik sınırı olarak değerlendirilir (Scaife ve Tumer, 1983). Bununla birlikte değişik bitki gruplarının bor kapsamları arasında önemli farklar vardır. Genellikle dikotiledon bitkilerin bor kapsamları, monokotiledon bitkilere göre daha yüksektir. Bu bitkilerin bor gereksinimleri de daha yüksektir. Tahıllarda bor noksanlığının seyrek görülmesinin nedeni de bu bitkilerin bor kapsamlarının ve gereksinimlerinin düşük olmasıdır.

Bor noksanlığına en duyarlı bitkiler, şeker pancarı, hayvan pancarı, kereviz ve ıspanaktır. Karnıbahar, şalgam, lahana, brüksel lahanası, havuç, pırasa, marul, turp bitkileri de bor noksanlığına duyarlı bitkilerdir. Meyve ağaçlarından elma ve armut bor noksanlığına duyarlı bitkiler olarak bilinirler.

Bor noksanlığı öncelikle bitkilerin büyüme noktalarına zarar verdiği için bitkilerde büyüme çok yavaşlar. Yapraklar ve dallar kolay kırılan, gevrek bir yapı alırlar. Noksanlığın çok şiddetli olması halinde büyüme noktaları ölür ve büyüme tamamen durur. Çiçek ve meyve oluşumu engellenir, Yapraklar kıvrılır. kalınlaşır ve koyu maviyeşil bir renk alır.

Tahıllarda bor noksanlığı fazla görülmez. Noksanlık söz konusu olduğu zaman, gövdede kısalma, genç yapraklarda rengin açık yeşil olması, başaklarda ve tanelerde küçülme, başakların normalden uzun süre yeşil kalması gibi arazlar görülür. Bu devrede bor alımını artıracak uygulamalar yapılırsa, yeni küçük yan başak oluşumu görülür.

Mısırda boğum aralarının kısalması neticesinde bitkide bodurlaşma, orta yaprakların her iki yüzünde orta damar çevresinde beyaz nekrotik lekeler görülür. En genç yapraklar kuruyup kıvrılır ve ölür. Koçanlar küçük, çarpık şekilli, koçanda tane sayısı olağanüstü az olur.

Çeltik bitkisinde boyuna büyüme geriler ve bu sebeple bitkiler çalımsı bir görünüm alırlar. Renkleri koyu yeşil olur. Genç yapraklarda ve büyüme noktalarında çok sayıda sarımsı beyaz renkli lekeler görülür. Lekeler yaprakların her iki yüzünde, yaprak uçlarında orta damar civarında yoğunlaşırlar. Yeni çıkmakta olan yapraklar tamamen beyaz, kıvrık olup açılınca alt yarıları kahverengileşir ve ölürler. Noksanlığın ileri devrelerinde, küçük beyaz klorotik lekeler tüm yaşlı yapraklara da sıçrar. Bitki yeni yan dallar çıkarır, bu yan dallarda da aynı arazlar görülür. Tohum oluşumu tamamiyle durur.

Bor noksanlığının sebep olduğu hastalıklar içerisinde, pancarlarda görülen öz çürüklüğü en çok bilinenidir. Pancarlardaki bor noksanlığı özellikle kurak yıllarda ve uzun süren kurak peryotlardan sonra görülür. Bu bakımdan bor noksanlığının sorun olduğu yerlerde sulama aralıklarının ayarlanmasına özel dikkat gösterilmelidir. Noksanlık halinde önce büyüme geriler, genç yapraklar birbirine yakın bir şekilde oluşurlar ve alt kısma doğru daralırlar. Damarlar arasında sarımsı yeşil ve sarı renkli lekeler oluşur. Yapraklar kıvrılır. Genç ve orta yaprakların sapları üzerinde yara kabuğuna benzer, gri koyu kahve kabarcıklar oluşur. Yumru içinde kahverengi halkalar şeklinde başlayan öz çürüklüğü, ilerledikçe dokuları tamamen öldürür ve pancarın içinde siyah çürük bir kısım oluşur. Özçürüklüğü depolama sırasında artar. Özçürüklüğü çok ciddi ürün kaybına neden olur.

Patates bitkisinde boy kısalır, yan dallanma artar, bitki çalımsı bir görüntü alır. Yapraklar kalın ve gevrek olur ve bazı durumlarda kenarları içe doğru kıvrıktır. Yaprak sapları düzleşir. Genç yapraklar ve büyüme noktaları başlangıçta koyu yeşil renkli olurlar, sonraları kloroz gelişerek ölürler. Yaprakcıkların kenarlarında kahve rengi noktacıklar şeklinde nekrozlar oluşur, daha sonra bunlar birleşerek büyürler. Eğer bor noksanlığı bu aşamada giderilirse, yeni sürgünler çıkar. Noksanlığın sürekli olması halinde yaşlı yapraklar da sararır ve solar. Yumru içindeki yuvarlak halka şeklindeki damarlar kahverengine döner. Kabuk koyu renklidir ve kaba bir yapıya saliptir. Melanin oluşumu nedeniyle, kesilen yüzeyler kısa sürede kırmızımsı koyu kahve renge döner.

Pamukda büyüme gerilemesi, yan sürgünlerde artma, tepe tomurcuklarının ölmesi, kalın ve gevrek yapılı içe kıvrık yaprakların oluşumu bor noksanlığının belirtilerindendir. Tomurcukların çoğu açılamaz. Kapsüller bozuk şekilli olur ve çoğu olgunlaşmadan açılır. Lif kalitesi düşer, ürün azalır ve kapsüller olgunlaşmadan dökülür. Yapraklarda ve bitkinin genel görünümünde açıklanan arazlar olmadan da kapsül dökümü ve lif azalması ve kalite bozulması görülebilmektedir.

Ayçiçeğinde bodurlaşma, yan dallarda artma, genç yapraklarda sararma , küçülme ve şekil bozukluğu, yapraklarda içe doğru kıvrılma, bazen nekroz oluşumu ve ölme bor noksanlığının simptomlarıdır. Çiçekler az ve bozuk şekilli, tohum sayısı az ve içi bo§ olur. Yapraklarda tarif edilen simptomlar, noksanlığın şiddetli ve devamlı olması durumunda yaşlı yapraklara da sıçrar.

Karnıbahara çekici bir görüntü veren süt beyaz renk bozularak kahverengileşme olur. Doku oldukça gevşek ve sapa doğru iç boşluğu oluşur (içi bo§ gövde). Yaprak kenarlarında bazen sarımsı kırmızı parlak lekeler oluşabilir. Brüksel lahanasının açık oluşması, havuçda gövdede geniş ve derin çatlaklar oluşması, kerevizde içte kahverengileşme bor noksanlığının verdiği zararlardandır.

Domatesde küçük genç yapraklar kalınlaşmış ve kırılabilir yapıda oluşurlar, kahverengi nekrotik lekeler vardır. Yaşlı yapraklar sarı renkli olup, kenarlarda renk kahveye dönüktür. Gövde zayıf bir yapıya sahiptir. Noksanlığın çok şiddetli olması halinde büyüme noktaları ölür, gövdede morumsu renk oluşur. Meyve sayısı az ve içlerinde kararma görülür.

Salatalık bitkisinde büyüme noktaları ölür. Genç yapraklar grimsi kahve renkli içe doğru kıvrıktırlar ve çabucak ölürler. Yaşlı yapraklar klorozludur. Boğum araları kısaldığından bitki boyu normalden kısa olur.

Marulda dış yapraklar normalden koyu yeşil renkli olur. Genç yapraklar lekeler şeklinde kloroz gösterirler veya tamamen sarı renkli olurlar. Aynı zamanda genç yapraklarda şekil deformasyonu vardır. Kalın dokulu ve kırılgan olurlar. Kenarlarda, kenar yanıklarını andıran kahve renkli lekeler vardır. Bu belirtiler kalsiyum noksanlığının neden olduğu kenar yanıkları ile karıştırılabilir.

Armut ve elma ağaçlarında bor noksanlığı benzer zararlanmalar yaparlar. Çiçekler soğuktan zarar görmüş gibi aniden solar ve siyah kahve renk alırlar. Fakat bu haliyle dökülmeyip bir süre dalda dururlar. Don zararı aynı görüntüyü yaratmakla beraber, dondan etkilenmiş çiçekler hemen dökülürler. Şiddetli noksanlık halinde yaprak çıkışı gecikir. Vegetatif büyüme noktaları ölür, sürgünler kısa olur, yapraklar küçük ve bozuk şekilli olurlar. Ancak yapraklarda kloroz görülmez. Elma ve armut meyvelerinde büyük şekil bozuklukları ve iç ve dışta mantarlaşmalar görülür. Meyveler normalden küçüktür ve bazen çatlamalar olur. Bor noksanlığından ileri gelen dış mantarlaşmalar, kalsiyum noksanlığından ileri gelen acı benek hastalığı ile karıştırılmamalıdır. Acı benek dalda ya çok geç dönemde, veya daha çok hasattan sonra, depolama sırasında ortaya çıkar.

Şeftali ve kayısı meyvelerinde kahve renkli lekeler veya mantarımsı doku oluşur. Bazı durumlarda meyvelerde çatlama ve büzülme görülebilir. Olgunlaşma gayri muntazam olur.

Tumnçgil türlerinin genç yapraklarında yarı şeffaf görünümlü lekeler oluşur. Damarlar kalm, çatlak ve mantarımsı yapıda olurlar. Genç yapraklarda solma, içe doğru kıvrılma ve uçlardan başlayarak ölüm görülür. Sürgünlerde ve meyve sapında zamk akıtma görülür. Meyveler küçük ve sert olurlar. Meyve içinde kahve rengi lekeler, içte ve dışta zamk damlacıkları görülür. Meyve susuz ve kalın kabukludur. Çiçek dökümü görülür.

Asmada genç yapraklarda damarlar arasında sarı lekeler şeklimde kloroz ortaya çıkar. Kloroz yaprak kenarlarından başlayıp ortaya doğru yayılır. Kloroz çoğu kez şekil bozukluğu ile birliktedir. Sonraları yaprak kenarları kahve rengine döner ve kurur. Yaprak sapları kısa ve kalın olur. Vegetatif gelişme noktaları kalınlaşır ve ölür, buna bağlı olarak da yan sürgünlerin sayısı artar. Ancak bu yan sürgünler de arazlı olurlar. Meyve az olur. Salkımlarda üzüm tanelerinin çoğunluğu buruşuk ve çekirdeksizdir, sadece aralarında bir kaç tanesi normal durumdadır. Çilek bitkisinde genç yapraklar küçük, uçlan ve kenarları kahve renkli ve kurumuş vaziyettedir. Bazen yaprak ayası açık renkli bir kloroz gösterir. Çiçek az ve solgun olur. Meyveler küçük ve deforme olmuş durumdadır.

Tütünde genç yapraklar sarımsı yeşil veya tamamen sarı renkli, küçük, bozuk şekilli ve kıvrık vaziyette olurlar. Gövdede kalınlaşma vardır. Büyüme noktaları ölür, bazı yan sürgünler çıksa da onlar da çabucak aynı şekilde ölürler.

Bor fazlalığı

Bor toksisitesi diğer pek çok elementin toksisitesinden daha önemlidir. Çünkü bitkiler için yeterli ve gerekli bor miktarı ile zararlı olacak toksik seviye arasındaki fark çok azdır. Toprakta bitkilerce alınabilir bor miktarı 1 ppm'den düşük ise bor noksanlığı, 5 ppm'den yüksek ise bor fazlalığı söz konusu olabilmektedir. Bu sebeple bor gübrelemesi yaparken toksik etki ortaya çıkması olasılığı yüksektir. Eğer toprağa birkaç yıl ardarda bor içeren gübreler verilecek olursa, izleyen yıllarda yetiştirilecek bitkilerde fazla bordan ileri gelen zararlanmaların görülmesi çok mümkündür. Bu nedenle toprağa yapılacak bor gübrelemelerinde oldukça dikkatli davranılmalıdır. Yaprak gübrelemesi yoluyla bor verilmesi durumunda gübreleme sadece o bitkiye yapıldığı için böyle bir risk yoktur.

Bor toksisitesi daha çok kurak ve yarı kurak bölgelerin topraklarında görülür. Bu topraklarda bor düzeyu çoğu kez yüksek olmaktadır. Böyle topraklarda bor toksisitesi bakımıdan özellikle önemli olan başka bir husus, sulama suyunun bor kapsamıdır. Sulama suyunda bulunan 1 ppm düzeyinde borun duyarlı bitkilerde gözle görülür derecede toksisite simptomlarına neden olduğu, 10 ppm düzeyindeki borun ise dayanıklı bitkilere bile toksik etki yaptığı gözlemlenmiştir (Reisenauer vd, 1973).

Bor toksisitesine en duyarlı bitkilerden bazıları şeftali, asma, incir ve fasulyedir. Orta derecede duyarlı bitkiler arpa, bezelye, mısır, patates, yonca, tütün ve domates bitkileridir. Şalgam, şeker pancarı ve pamuk bor toksisitesine en dayanıklı bitkilerdendir.

Bor toksisitesinde yaprak uçları sararır ve nekrozlar oluşur. Simptomlar daha sonra yaprak kenarlarına ve orta damara doğru yayılır. Yapraklar yanık bir görünüm alırlar ve erken dökülürler. Bu simptomlar yaşlı yapraklarda görülür.

4.2.6. MOLİBDEN

Bitkiler için gerekli besin elementleri arasında toprakta en düşük miktarda bulunan molibdendir. Normal bir tarım toprağının alınabilir molibden kapsamı çok kaba bir ortalama olarak 0.2 ppm kadardır. Bununla birlikte bitkilerin molibden gereksinimleri çok düşük olduğundan, çoğu toprakta bulunan molibden miktarı bitkilerin gereksinimini karşılamaya yeterli olmaktadır. Bu nedenle bitkilerde molibden noksanlığı sık görülen bir durum değildir. Ancak asit topraklar (pH 5.5'den küçük) üzerinde yetiştirilen bitkilerde kimi hallerde molibden noksanlığı görülmektedir. Bitkide 0.1 ppm Mo bulunması bitki için yeterli olmaktadır.

Bazı bitkilerin molibden ihtiyaçları nisbeten daha yüksektir. Herşeyden önce, dikotiledon bitkilerin molibden gereksinimleri monokotiledonlara göre daha yüksektir. Dikotileton bitkiler içeresinde Cruciferae familyası bitkilerinin, özellikle karnıbahar ve lahananın molibden gereksinimleri yüksektir. Marul , ıspanak, domates, pancar ve turunçgil türleri de molibdene karşı duyarlılıkları yüksek bilinirler. Baklagil bitkilerinin köklerinde simbiyotik yaşayan Rhizobium bakterilerinin molibden gereksinimlerinin yüksek olması nedeniyle baklagil bitkileri için de molibdenin önemi yüksektir. Tahılların molibden alım kabiliyetleri yüksek olduğundan, bu bitkiler molibden noksanlığına fazla duyarlı değillerdir.

Molibden noksanlığı nitrat asimilasyonunu engellediği için molibden noksanlığında ortaya çıkan arazlar azot noksanlığı simptomlarına benzer. Yaşlı yapraklar sararır. Ancak azot noksanlığından farklı olarak, yaprak kenarlarında çabucak nekrozlar oluşur. Bunun nedeni ise nitrat birikmesidir. Yaprak aya genişliği azalır ve değişik şekilli yapraklar oluşur. Örneğin orta damar büyümeye devam etmesine karşı, yaprağın geri kalan kısımlarında büyüme olmaz ve ince uzun kamçı gibi yapraklar oluşur. Karnıbaharda büyüme konisinde nekrozlar oluşur ve bu bölge ölür, dolayısıyla baş oluşmaz. Turunçgil yapraklarında damarlar arasında başlangıçta hafif sarı renkli, sonraları kahverengi nekrozlara dönüşen lekeler oluşur ve buna sarı benek hastalığı denilir.

Molibden noksanlığı asit topraklarda görüldüğü için, çoğu kez mangan ve aluminyum toksiskesi ile birlikte görülür.

Asit topraklarda görülen molibden noksanlığı genellikle kireçleme ile giderilir. Kireçleme ile toprağın pH'ının yükselmesine paralel olarak toprakta bulunan molibdenin alınabilirliği de artar. Eğer toprak pH'ının yükseltilmesine gerek duyulmuyor ve bu nedenle kireçleme yapılmayacak ise, molibden gübrelemesi gerekli olabilir. Molibden gübrelemesi daha çok yaprak gübrelemesi yoluyla yapılır. Toprağa yapılacak gübrelemelerde gayet az miktarda sodyum molibdat veya amonyum molibdat tuzları kullanılabilir. Örneğin fide yetiştiriciliği için 1 metreküp harca 23 g ; tarla bitkileri, sebze ve meyve yetiştiriciliğinde 15 20 g yeterlidir. Bu miktar, diğer gübrelerle karıştırılarak verilebilir.

4.2.7. KLOR

Klorun bitkiler için gerekli bir element olduğunun kesin olarak anlaşılması 50 yıldan daha az bir zaman önce olmuştur. Bitkilerin klor ihtiyaçları oldukça düşüktür ve pratikte klor noksanlığı çok ender hallerde görülür. Atmosferde ve yağmur sularında bulunan klor bitki ihtiyacını karşılamaya yetecek düzeydedir. Ayrıca sahil şeridinde deniz etkisiyle, diğer bazı yerlerde klor içeren sularla sulanan topraklarda bulunan klor bitki ihtiyacını karşılamanın ötesinde, bitki için zararlı olabilecek düzeylerde bulunabilmektedir. Yıkanmanın olmadığı kurak bölge toprakları da nisbeten yüksek düzeyde klor içerirler. Bu nedenle de bitkiler pratikte ihtiyaç duyduklarından daha fazla miktarda klor absorbe ederler. Ayrıca yapraklarıyla da atmosferden gaz şeklinde klor alabilirler. Modern tarımda kullanılan ilaç, gübre, bitki gelişim düzenleyicisi, hormon gibi kimyasalların bir kısmı da klor içermektedir.

Klor noksanlığında yaprak kenarlannda solma , bazı durumlarda kloroz görülür. Bitkilerde klor toksisitesi daha sık karşılaşılan bir sorundur. Tuzlu topraklar üzerinde yetiştirilen bitkilerde çoğu kez klor toksisitesi görülür. Buna ait simptomlar; yaprak uçları ve kenarlarında yanma, bronzlaşma, erken sararma ve dökülme şeklinde ortaya çıkar. Tütün, fasulye, turunçgiller, patates, marul, bezelye, soğan klor toksisitesine karşı duyarlı bitkilerdir. Bu bitkilerin makro elementlerlerle gübrelenmelerinde klor içermeyen gübrelerin seçilmesi daha güvenli ve uygun olur. Şeker pancarı, arpa, mısır, ıspanak ve domates klor toksisitesine dayanıklı bitkiler olarak bilinirler.

4.3. DİĞER ELEMENTLER

Bitkilerin beslenmeleri ve hayat devrelerini tamamlamaları için buraya kadar anlatılmış olan 16 elementten başka diğer bir çok element de bitkiler tarafından az veya çok miktarlarda alınmaktadır. 'Bunların bazılarının hiç olmazsa bazı bitkiler için yararlı etkileri olduğu saptanmıştır. Ancak yararlı etkileri olan bu elementler, henüz bitkiler için mutlak gerekli besin elementi sayılmamaktadırlar. Bunlar şimdilik, bitkiler için faydalı elementler olarak nitelendirilmektedirler. Bunlar sodyum, silis, kobalt ve vanadium elementleridir.

Bu elementlerden başka, diğer bir grup elementler daha vardır ki bunların bitkilerde daha çok, toksik yani zararlı etkileri bilinmektedir. Bu nedenle bu elementler de şimdilik, bitkiler için toksik elementler diye nitelendirilirler. Ancak, toksik elementlerden bazılarının dahi çok az miktarlarının bazı yararları tespit edilmiştir. Esasen toksiklik, bir miktar meselesidir. Bitki için hayati önemi olan besin elementleri dahi, belli bir miktarın üzerinde, toksik etki yapmaktadır ve bu konu önceki bahislerde açıklanmıştır. Önemli olan husus, toksisite sınırının bazı elementlerde yüksek, diğer bazı elementlerde ise bu sınırın çok düşük olmasıdır. İşte bitkiler için toksik, yani zehirli olarak bilinen alüminyum, nikel, selenyum, kurşun, kadmiyum, krom, iyot, brom ve flor gibi elementlerin toksisite sınırları çok küçük olduğu için pratikte daha çok toksik etkilerine rastlanmaktadır. Toksik elementlerden örneğin nikelin yararlı etkileri üzerinde son yıllarda önemli buluşlar yapılmıştır. Alüminyumun çay bitkisi için yararları tespit edilmiştir.

KAYNAKLAR

Aktaş, M. 1995. Toprak Verimliliği ve Bitki Besleme. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Kitabı No. 395.

Aktaş, M. and Egmond, R, 1979. Effect ofnitrate nutrition on iron utilization by an Feefficient and an Feinefficient soybean cultivar. Plant and Soil 51, 257274.

Aktaş, M., 1981. Bitkilerde iyon dengesi ve bunun bitki beslenmesi açısından önemi, Doğa, Vt. Hayv. Tar. Orm. 5, 259267.

Bergmann, W., 1992. Nutritional Disorders of Plants. Gustav Fischer Verlag Jena Stutgart.

Brown, J.C., Tiffin, L.O., Holmes, R.S., Specht, A.W. and Resnicky, J,W. 1959. mternal inactivation of iron in soybeans as affected by root growth medium. Soil Sci. 87, 89 94.

Egmond, F. van aııd Aktaş,, M. 1977. Iron nutritional aspects ofionic balance ofplants. Plant and Soil 48, 685 703.

Gupta, U.C., 1979. Boron nutrition ofcrops. Adv. Agron. 31, 273307.

Iljin, W:S., 1951. Metabolism ofplants affected with lime induced chlorosis. Plant and Soil 3, 239256, 339351.

Lindsay, W.L., 1972. Inorganic phase equilibria of micronutrients in soils.

Micronutrients m Agriculture, 4157. Soil Sci. Soc. America. Inc. Madison USA.

Lindsay, W.L., 1974. Role ofchelation in micronutrient availability. The Plant Root and Its Environment, 507524. Ed. E.W. Carson. Univ. Press of Virginia.

Lune, P. and Goor, B.J., 1977. Ripening disorders of tomatoes as affected by the K/Ca ratio in the culture solution. J.Hort.Sci. 52, 173180.

Macy, P. 1936: The quantitative mineral nutrient requirement of plants. Plant physiol. 11,749764.

Maples R L Thompson,W.R.Jr. and Varvil, J. : Potassium defficiency in cotton takes on a new look. In: Better crops with plant food, winter 1988/1989, Publ. Potash and Phosphate institute, Saskatoon, Sask. Canara 1989;69.

Mengel, K. and Kırkby, E.A., 1987. Princıples of Plant Nutrition. 4 th ed. International Potash Institute, Bern, Switzerland.

Reisenauer, H.M., Walsh, L.M. and Hoeft, R.G., 1973. Testing soils for sulphur.

boron, molybdenum and chlorine. Soil Testing and Plant Analyses. Soıl Scı.

Soc. America Inc., Madison Wisconsin.

Scaife, A. and Turner, M., 1983. Diagnosis of Mineral Disorders in Plants. Volume 2 Vegetables. London.

Tisdale, S. and Nelson, W., 1975. Soil Fertility and Fertilizers. Macmillan Publishmg Co. Inc. New York.

Zerling, V.V., 1971. The diagnostics of plant nutrition. Proc. Intern. Symp. of Soıl Fertility Evaluation, New Delhi, v. 1, 211217.